<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995</id><updated>2011-08-30T02:14:09.124+03:00</updated><title type='text'>"nasıl anlatsam, nerden başlasam..."</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>81</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3779068543848860858</id><published>2011-08-30T01:57:00.002+03:00</published><updated>2011-08-30T02:14:09.165+03:00</updated><title type='text'>pağfüğm for men for wimın</title><content type='html'> Bugün nautilus'te yürürken boyner'e girdim. Alt katta girişinin hemen ilk metrelerinde bizi parfüm bölümü karşılıyor. Artık parfüm esanslarının nasıl bir oranda birleştiği kısımdan geçtiysem artık, çok acayip bir koku çarptı burnuma. Küçükken, okul başlamadan bir gün önce babayı beklersin, akşam işten gelsin de kırtasiyeye götürsün okul alışverişine diye. Sonra büyük kırtasiyenin tekine gidersiniz, orada bin bir çeşit defter, kalem, boya takımı, vesaire vardır. Akşamın karanlığında dükkan kapanmadan az evvel işinizi bitirir de dönüş yoluna başlarsınız ya, o anda dank eder yarın okulların başlamasının verdiği garip heyecan. Bizim zamanında gittiğimiz kırtasiye tuna'ydı(şimdi nt oldu). Nasıl bir kokuysa işte o kokladığım, tüm bu hevesli ve gergin anları getirdi hatırıma. Koku ne garip şey vesselam. Bazen de koklarsın sana bir yerden tanıdık gelir de nereden tanıdık geldiğini çözemezsin, ne güzel bir meraktır o. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kim bilir yazar burada ne demek istiyordu da, konuyu unutup bu kadarda bıraktı. Okuyanın hayal gücüne seslendim bu yazımda da. Öperim hayalgüçlerinizden&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3779068543848860858?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3779068543848860858/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3779068543848860858&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3779068543848860858'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3779068543848860858'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2011/08/pagfugm-for-men-for-wimn.html' title='pağfüğm for men for wimın'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-6030540429074794500</id><published>2011-08-08T23:38:00.003+03:00</published><updated>2011-08-09T01:10:47.708+03:00</updated><title type='text'>Pink Floyd hangisi</title><content type='html'> Pink Floyd ne garip bir şey. Dinliyorsun kendini kaptırıp epey zaman, sonra diyorsun ki, yeter lan biraz dinlemeyeyim artık. Bir kaç ay geçiyor, yüzüne bakmıyorsun. Sonra diyorsun ki yine, lan biraz dinleyeyim, 1-2 albüm atıyorsun müzik dinlediğin araca. Ohooo, bir bakmışsın kopmuş gitmişsin, 1 aydır aralıksız dinlemişsin yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu nereye bağlayacağımı merak eder gibi durdunuz. Aslında bir yere bağlamaya niyetim yoktu, ama bağlayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En rahat benzerlik yapılan 3 şey var zaten: 1-Hayat, 2-Aşk, 3-Dostluk. Sırayla bu durumu 3üne de bağlayarak, hayat, aşk ve dostluk adına söylenmiş beylik laflara biraz dokunduracağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatla ilgili bir bağdaştırma yapmamız gerekirse: Hayat da aynen Pink Floyd gibi, bazen her şey istediğimiz gibi olmasına rağmen, bu güzel gidişat bizde bir bıkkınlık ve manotonluk hissi yaratır. Rutinimize ara verip, farklı şeyler denemek, tekrar rutinimize döndüğümüzde ondan yine eskisi kadar zevk almamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir ögemizi(öge diy yazılıp öğe diye okumak da nasıl bir deli saçmasıdır) ele alalım şimdi de: Aşk da aynen Pink Floyd gibi, bazen  her şey istediğimiz gibi olmasına rağmen, bu güzel gidişat bizde bir bıkkınlık ve manotonluk hissi yaratır. İlişkimize ara verip, farklı şeyler denemek, tekrar ilişkimize döndüğümüzde ondan yine eskisi kadar zevk almamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;div&gt; Son olarak da dostluk: Hayat da aynen Pink Floyd gibi, bazen her şey istediğimiz gibi olmasına rağmen, bu güzel gidişat bizde bir bıkkınlık ve manotonluk hissi yaratır. Dostluğumuza ara verip, farklı şeyler denemek, tekrar dostluğumuza döndüğümüzde ondan yine eskisi kadar zevk almamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Tezimi yeterince iyi gözler önüne sergilediğimi düşünerek aklıma takılan başka bir hususa vur-kaç yapmak istiyorum. Böyle seksi sözler söylemeden önce, bunları tecrübe etmek gerekir mi, onu hiç bilmiyorum işte. Ben bu 3ünü mesela 15 dakika önce uydurdum, düşününce çok da gerek yok o zaman tecrübe etmeye. Koyvergitsin kafasıyla söz yazıyorsun, şansın varsa da 2-3 ergen görüp feysbukta paylaşıyor, sonra modern aforizma oluyorlar. Sevdim aslında bu işi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın sağlıcaknan&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-6030540429074794500?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/6030540429074794500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=6030540429074794500&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6030540429074794500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6030540429074794500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2011/08/pink-floyd-hangisi.html' title='Pink Floyd hangisi'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2886665314361313787</id><published>2011-08-03T03:01:00.001+03:00</published><updated>2011-08-03T03:02:50.328+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Dalgalandım da duruldum diye giden bir şarkı var. Açıkcası ne sözlerini biliyorum ne de melodisini ama isim güzel, hoş, akılda kalıcı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2886665314361313787?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2886665314361313787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2886665314361313787&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2886665314361313787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2886665314361313787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2011/08/dalgalandm-da-duruldum-diye-giden-bir.html' title=''/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5722211398244668699</id><published>2011-07-22T23:12:00.002+03:00</published><updated>2011-07-22T23:29:04.806+03:00</updated><title type='text'>Herakleitos</title><content type='html'>Beni tutabilene aşk olsun. Buradan Herakleitos'un "değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" sözüne cevap vermek istiyorum. Bilmiyorum, belki orjinal dilinde daha başka şekilde ifade etmiştir adam ama bu haliyle çok saçma geliyor bu söz." Ölmeyen tek şey ölümün kendisidir" gibi bir ifade gibi geliyor bana. Hani, çok da beylik bir söz değil. Tabi bu sözün arkasında koca felsefi akım yatıyor, bu işin etiketi, ama yine de söz çok da olmamış gibi sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfadenin yavanlığını bırakıp anlamına gelirsek, ben duyduğum seksi sözleri hep çürütecek bir şeyler ararım. Belki saçma sapan bir egom olduğundan, ya da kafayı meşgul ettiğinden yapıyorum bunu, tam emin değilim neden yaptığımı. İnsanlar sudoku yapıyor, ben onu beceremediğim için bunlarla uğraşıyorum. Bunlar derken antik çağ filozoflarına seslenmedim, yanlış anlaşılmaya mahal verip, onlara söz hakkı doğsun istemem, dillere pelesenk olmuş lafları belirtmiştim. Sözü geçmişken, sudoku'nun ne kadar saykadelik bir uğraş olduğuna da değinmeden geçemeyeceğim. Normal adamın yapabileceği şey değil, ben yapamıyorum, yapıyorum da zor yapıyorum. Bayağı yetenek gerektiriyor bence, ya da birinin bana sudoku çözmenin püf noktalırını anlatması gerekiyor. Neyse, konu o değil zaten, hemen toparlayayım konumu yeni bir paragrafla çünkü bu paragraftan daha hayır gelmez.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben "değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" sözünü çürüttüğünü düşündüğüm bir şey buldum. Şeyin adı; Mehmet Ali Erbil. Adam 14 yaşından sonra hiç değişmemiş arkadaş, hala ergenliğini yaşıyor gönlünce. Böyle kuru kuru bitirmekle olmaz tabi yazıyı, savımı destekler nitelikte bir video da paylaşayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://video.mynet.com/videolar_video_izle/Yayinda-salam-yedirmek-Mehmet-Ali-Erbil/1145385/"&gt;http://video.mynet.com/videolar_video_izle/Yayinda-salam-yedirmek-Mehmet-Ali-Erbil/1145385/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl gömme video yapılırdı unuttuğum için böyle link koydum. Mynet'i de özellikle seçtim, ergenlik sitemdir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5722211398244668699?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5722211398244668699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5722211398244668699&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5722211398244668699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5722211398244668699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2011/07/herakleitos.html' title='Herakleitos'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-780423758796459637</id><published>2011-07-18T00:27:00.004+03:00</published><updated>2011-07-18T03:34:40.661+03:00</updated><title type='text'>Step by Step</title><content type='html'>Evde Sibel Can'ın fazla kilolarının kameralara takıldığı başka bir magazin programının reklamını da izledikten sonra babası içeriden seslendi "Hadi oğlum, kapat televizyonu, gidiyoruz". Sibel Can'ın kameralara takılanlarına son bir kez daha bakıp, tuşların üzerindeki yazılar silinmemesi için babasının kapladığı naylon kılıfı delerek yeşil kapat tuşuna bastı. Oldu olası sevmemişti o naylonları, gizli gizli delikler açardı yırtılıncaya kadar. Yırtıldıktan sonra da babası fark edene kadar naylonsuzluğun tadına varırdı her tuştaki o plastik dokuyu hissederek.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Yeni aldığı "cırtcırtlı" model ayakkabılarını giymek için güzel bir akşamdı.Ayakkabılıkta kocaman duran baba ayakkabılarının yanında cırtcırtlı parıldıyorlardı adeta beyaz beyaz. Son günlerdeki pekçok keşfinden biri de ayakkabı kelimesinin ayak ve kap kelimelerinden meydana geldiğiydi. Bu sırrı insanlara açıklamaya kıyamıyordu ama, daha zamanı gelmediğini düşünerek ilerisi için aklında tutuyordu. Cırtcırtlarını yine bir başka keşfi olan çaprazlama methoduyla cırtlıyordu, okuldaki arkadaşları bunu görene kadar beklesinler! Babası kapıyı 3. kez kilitlerken o da apartmanın koridorunda kendi kendine "kolumta kitlat/jokolifotaki/ monjornokta fokul tako" diye ritmik şekilde mırıldanarak beste yapıyordu. Nasıl olsa insanlar anlamıyor, yabancı şarkı yaptım zannederler, işallah unutmam müziğini diye düşünerek geleceğe yönelik planlar tasarlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Son kilit de "tıkırt" ettikten sonra babası ve annesi merdivenden inmeye başladılar. Büyük insanların basamakları nasıl sırayla indiklerine aklı ermiyordu. Onun için merdiven hala önce basamağa sağ ayağın atıldığı, sonra aynı basamakta sol ayağın sağ ayağın yanına getirildiği ve iki ayağın yanyana getirilmesi akabinde tekrar tekrar aynı işlemin uygulandığı bir engeldi. Büyük insanlar ise önce bir ayaklarını basamağa koyuyor ve hiç duraksamadan diğer ayaklarını ilk attıları ayağın durduğu basamağın sonrasındaki basamağa atıyorlardı. Önündeki annesinin hareketlerini iyice izledikten sonra, yeni cırtcırtlarına baktı ve sabah kanald'de izlediği filmde çocuğun, köpeğine söylediği cümleyi hatırlayarak tekrar etti " hadi dostum, sana güveniyorum". Cırtcırt dostla en güvendiği ayağı olan sağ ayağını ilk basamağa indirdi ve hiç beklemeden en az güvendiği sol ayağını sağ ayağının bulunduğu basamak yerine onun bi altındaki basamağa attı. "İşte oldu, ben de büyük insan gibi indim!" dedi. Annesinin "düşersin yavrum, teker teker in" ikazına aldırmadı ve cesur adımlarla, sallana sallana da olsa bitirdi mervidenleri ve babasının açtığı apartman kapısından geçerek garaja doğru ağır ağır yürümeye başladı. Başardığı büyük şeyleri sıradanmış gibi karşıladığında insanların daha çok etkilendiğini hafta içinde öğrenmişti çoktan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Hava karardıktan sonra evden çıkmanın ayrı bir cazibesi vardı. Arabaya bindiğinde içini bir titreme aldı. Bu titremenin sebebi soğuk koltukların götünü üşütmesi ya da cam açma kolunun metal sapını tutunca elinin donması gibi basit fiziksel nedenler olabileceği gibi, biraz sonra sıralanmaya başlayacak olan yol keyfinin heyecanı da olabilirdi. Araba yola çıktıktan sonra arka cama dönüp Ay'ın yine onları izleyip izlemediğini kontrol etti. Yanılmamıştı! Ay yine onları takip ediyordu. Bu tespitini babasıyla paylaştığında babasından beklediği şaşkınlığı görmedi, bu şaşkınlığı ileriki yaşlarındaki tespitlerinde de bulamayacaktı ama bundan habersizdi henüz. "Ay çok uzakta olduğu için bizi takip ediyor gibi gözüküyor" demişti babası. Bu hiç aklına yatmamıştı, neyse bu sorunu ileride çözerim diyerek, dışarıda cadde kenarındaki aydınlatma ışıklarını kimin yaktığını düşünmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kız senin anan yaşadı/dertlerini de boşanı/ pes vallahi" olarak söylediği Mustafa sandal şarkı biterken ziyaret edecekleri eve varmışlardı. Arabadan inip, herkes son kez kendine çeki düzen verirken onun kafasında bir yandan da büyük bir heyecan uyandı. Acaba gidecekleri "evde nasıl oyuncaklar vardı, yemekler nasıldı, işallah et yoktur sadece tatlı ve böğrek vardır...". Apartman kapısı zart sesiyle yukarıdan açıldıktan sonra anne ve babasıyla apartmana girdi. Babası ve annesi bir kez daha izledi, nasıl merdiven inildiğini biliyordu ama nasıl çıkıldığına dikkat etmemişti. Çıkmanın da pratikte inmekle aynı prensibe dayandığını anladı. Ayakkabılarına döndü "Sana güveniyorum dostum" dedi. Merdivene yaklaştı ve ilk adımını basamağa attı. Ardından en az güvendiği sol ayağını kaldırdı. Fakat o da nesi?! Bu basamak çok yüksekti, ayağını oraya kadar çıkartmak zordu. Yılmadı, çıkarttı bir sonraki basamağa, bu da diğer adımını atmasını engelledi ve merdiveni çıkamayacağını anladım. 2. kez  yine denedi ama olmadı, gücü yetmedi, en nihayetinde ise vazgeçti. Eski yöntemle yavaş yavaş çıktı malubiyeti ağır başlılıkla kabullenerek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Hayatta başarıların insanın gözünü kör etmemesi gerektiğini, çünkü kapının arkadasında her zaman yüksek basamaklı bir merdivenin seni bekliyor olabileceğini o gün anladı. Belki de anlaması için bu hikayeyi 16 yıl sonra tekrar hatırlaması gerekti. Bunu hiç bir zaman bilemeyeceğiz, emin olduğumuz tek şey ise Sibel Can'ın fazla kilolarının hala varlığını sürdürdüğü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-780423758796459637?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/780423758796459637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=780423758796459637&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/780423758796459637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/780423758796459637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2011/07/step-by-step.html' title='Step by Step'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7831687591509044969</id><published>2011-05-17T23:33:00.002+03:00</published><updated>2011-05-17T23:41:39.007+03:00</updated><title type='text'>Blogspot açıkmış</title><content type='html'>Blogspot kapandı, bloglara girilmiyor diyorlardı, ben de hiç uğramadım o yüzden blog'uma. Halbüki açılıyormuş ama. Telafi ederim bundan sonraki günlerde. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle blogumu takip edip de beni tanımayan insanlar varsa(eğer varsa tanışsın benimle, bayağı severim onu) 12 Kasım olan son girdimden itibaren kısa bir özetini geçeyim geri bıraktığım günlerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle saçımı artık toplayabiliyorum. radyobogazici.net adresinden radyo programı yapıyorum her çarşamba 18.00-19.00 arasında. Bir de ehliyet sınavını geçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım güzel bir yeniden giriş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selametle, yeni yazılarla döneceğim haftasonuna kalmadan.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7831687591509044969?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7831687591509044969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7831687591509044969&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7831687591509044969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7831687591509044969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2011/05/blogspot-ackms.html' title='Blogspot açıkmış'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2420402233163269793</id><published>2010-11-12T18:32:00.004+02:00</published><updated>2010-11-14T18:52:41.461+02:00</updated><title type='text'>Mazhar Abi</title><content type='html'>Saat 4ü çoktan geçmişti. 10 günlük tatile resmen başlamamız için önümüzde sadece introduction kısmı yazılmış, bağlaçların boca edildiği defter sayfasındaki taslağımızın tam bir essay'e dönüşmeyi ısrarla reddetmesi duruyordu. Yeni aldığım minicooper'ımla çocukluğumda üzerine uzun mesailer harcayıp mükemmelleştirdiğim artistik figürleri sergilerken, bitirilmesi gereken essay'den sorumlu diğer 6 göz de beni takip ediyordu. Kendimce "ölüme atlayış" ismini uygun gördüğüm figürümü (kurmalı arabayı yüksek bir yerde geriye doğru çekip, az ilerideki sandalyeye atlatmaya çalışmak) gerçekleştirdiğim sırada bizden sorumlu hocamız, tamam artık isteyen çıksın, anlamına gelen kimi ifadeler kullandı. "ölüme atlayışı" erteleyip toparlandım ve hızlıca, 'iyi bayramlar iyi tatiller' deme çabamın bozuk diksiyonumca yeniden şekillenen haliyle kulağa "ibayralaritaa'ler" olarak gelen dileklerimi, sınıfta kalan az sayıdaki sınıf arkadaşımın üzerine serpiştirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman filmlerde gördüğüm olaylardan biri olan, "Bilmemkime 2 biletim var, gelmek isteyen_?" aksiyonunu gerçekleştirmek hayaliyle, akşamki Mazhar Alanson söyleşisine 2 kupon almıştım. Boşalan sınıftan ilk çıktığımda kapının önünde durarak, hayalimde bolca tekrarladığım "Mazhar'a iki biletim var, gelmek isteyen_?" repliğimi ustaca söyledim. Sonuç tabii ki ilgisizlikti. Bunu bekliyordum zaten, sonuçta Amerika'da değildik ve elimdeki biletler de KISS'in 30.yıla Özel Konseri'nin biletleri değildi. Bundan ötürü 1e1'de, tenhada önünü keserek şaşkınlıklarından yararlanmayı planlandığım insanlara yöneldim sorumla. Sorduğum 10 küsür kişiden de benzer kibar-reddetmeler alınca, söyleşiye tek gideceğim gerçeği aniden, yürürken kafama çarpan alçak bir dal gibi şakladı yüzümde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18.00de başlayan söyleşi için yarım saat önceden gittim ilgili binaya. Karışılıklı sıra olduğumuz kapının önünde yapacak başka bir şey bulamadığımdan, karşımda duran Neşelican'la Tepişikmert'i izlemeye koyuldum. Sürekli işitip, gülüşüyorlar, sonra da "boğaziçi işletme olduğumuzu çok belli ediyoruz, hahuhauhaauh" diye açıklamalar yapıyorlardı sıradaki diğer kader mahkumlarına. Bayılıyorum hoş olmayan davranışlarını, kendimle barışığım olm ben, makyajından geçirip bir övünç objesi haline getirenlere. Her yerde bulabilirsiniz bu insanlardan. Bunun gibi kısa ve hatırlamadığım pek çok çıkarımdan başka bir tanesini daha yaparken, bir omuz çarptı bana. "Pardon" dedim ve karşılığında bir mırıldanma duydum. Sadece bir kişiden çıkan bir mırıldanma değildi ama, sanki 3 kişi aynı anda, farklı tonlarda mırıldanmıştı. Kafamı çevirip baktığımda bu buruşuk yüzün ve kel kafanın Mazhar Alanson'a ait olduğunu farkettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre sonra bizi de salona aldılar. Moderatör'ün sorduğu sorulara 3 kişilik sesiyle cevap veren Mazhar Alanson'u dinlerken, sesinden midir yoksa cevaplarındaki rahatlık ve özgüvenden midir anlamadığım bir mutluluk peydah oldu içten içe bende.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi bitti, defterime imzasını aldım, ayrıldım daha sonra. Ama içimdeki mutluluk bir başkaydı. Eve dönüş yoluna koyuldum. Yol dediğim şey 2 saati geçtiği için düşünmeye daha çok vaktim oldu. Bu mutluluk yalnızlıktan kaynaklanan mutluluktu. Yalnızlık detoks gibi. Bazen kendimizle bir şeyler yapmamız gerekiyor, insanlarla olan sıkıntılarımızdan, kafa karışıklıklarımızdan, tereddüt ve yapmacıklığın verdiği yorgunluklardan kurtulmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mazhar Alanson'un dediği gibi: yalnızlık ömür boyu. Madem ömür boyu, bari bununla barışıp, tadını çıkarmaya çalışalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2420402233163269793?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2420402233163269793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2420402233163269793&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2420402233163269793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2420402233163269793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2010/11/mazhar-abi.html' title='Mazhar Abi'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3936912376624776571</id><published>2010-11-12T18:14:00.002+02:00</published><updated>2010-11-12T18:28:58.587+02:00</updated><title type='text'>BoÜnden Sesleniş</title><content type='html'>Geldi zaman, geçti zaman. Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış, bir de bakmışım ki 2 aydan uzun süredir yeni yazım yok. Bunun en büyük nedeni, son zamanlarda üniversiteye alışmaya çalışmaktan düşünüp, yazacak vakit bulamamam. Sorarsan ki, üniversiteye alıştın da mı yazmaya başladın, yok öyle bir dünya, üniversiteye alışılmıyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(bu arada 1818 oldu, biri beni düşündü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3936912376624776571?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3936912376624776571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3936912376624776571&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3936912376624776571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3936912376624776571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2010/11/bounden-seslenis.html' title='BoÜnden Sesleniş'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5895231800739918658</id><published>2010-09-01T05:06:00.004+03:00</published><updated>2010-09-01T06:43:46.767+03:00</updated><title type='text'>Patikalar</title><content type='html'>Her devrin bir fenomeni oluyor. Bir dönem Matrix oldu bu, kimse "abi film bu yaaa, adamlar aşmış" yorumunu haftada bir yapmadan dışarıda dolaşamıyordu. Ya da futbolda bir zamanlar Ronaldinho'nun genç ergenlerin hayallerini süslediği zamanlar gibi. Son yılların gözde olayını da unutmamak gerek tabi: organik gıda vs GDO'lu gıda. Örnekleri çoğaltabiliriz dilediğimizce. Hatta arkadaşlarınızla bunu bir oyun haline getirip zevkli dakikalar geçirebilirsiniz. Derdimi anlatabilecek kadar kavradığım şekliyle, Okan Bayülgen'in "popüler kültür" diyerek yerin dibine soktuğu ama içten içten beslendiği şey bu sanırım. Ben sempatizanlık ismi takmayı daha uygun gördüm kendimce. Bir kere "pati" kelimesi geçiyor içinde ve pati sevimlidir.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim yakın zamanlarda farkettiğim başka bir şey var ama, hakkında yazma gereksinimi duyduğum asıl olay: ANTİSEMPATİZANLIK. Bu kelimeyi, Türkçemizin tecavüz edilmiş şeklinde kendine yer bulmuştur düşüncesiyle, kullanmayı uygun buldum. Hazır uygun bulmuşken de üzerine yazı inşaa ettim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sempatizanlığı bir nebze anlıyorum. Reklamlar dönüyor, büyük paralar yatırılıyor, zorla seviyorsun falan da, antisempatizanlığı anlayamadım. Mevsimden dolayı en çok rastladığım saldırı klimalara karşı olan. Klimayı alıyorsun, öyle yerden yukarda, diğer eşyalardan uzağa tek başına monte ediyorsun. Kıçı başı ayrı yerde takılı oluyor(malum dışarıya da kocaman adınıbilmediğimamaböyleyazıncadahaiyiduran aparat takıyorsun). Sabitliyorsun garibimi öyle, 9 ay yüzüne bakmıyorsun, tozunu bile gönülsüzce alıyorsun. "Allah'ın belası şey mahvettin duvarları, daha yeni boyatmıştık halbüsi"  bakışıyla süzüyorsun bütün kış zavallıcığı. Hee, ama yaz geliyor, koltuğa yağıştıran sıcaklar geliyor, işte o zaman kıymeti anlayıp hunharca çalıştırıyorsun 12 saat, yine de "abi olmaz, etme eyleme" demiyor sana. Peki sonra napıyorsun tüm bu cefakarlığına rağmen klimaya_? Söyleyeyim hemen. İlk misafir geldiğinde yerin dibine sokuyorsun. Okan Bayülgen'e telefonla bağlanıp, küçük adamın büyük egosuyla tokatlanan kızlara döndürüyorsun onu. Neymiş efendim; klima aslında beş para etmezmiş, suni serinlikmiş, sağlığa zararmış, gereksiz masrafmış... Daha neler var da, ben söylemek istemiyorum. Klimanın günahı ne lan! Sevdiysek suç mu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette böyle tek örnekle konuyu geçiştirmeyeceğim. Cüneyt Arkın filmlerine de değinmek istiyorum. "hacu ya, cüney arkın napyo öyle ( göte bak, küçük harfle söylüyor bi de adını adamın) dönüyo sopada 10 adam ölüyo" diyor biri kankasına, diğeri de "ahaha, öyle kanka, ben komedi filmi diye izliyorum zaten" bu diğeri ilkinden de beter, o yüzden devam ediyor anlatmaya " bak Matrix'e, Yüzüklerin Efendisi'ne(bunların adını büyük harfle söylüyorlar tabi), adamlar biliyor işi. Bizden adam olmaz". Ulan totoşlar; zamanın genç sinemasever delikanlılar "keşke bizim de şu adamların Roma filmleri gibi filmlerimiz olsa" diye iç çekerken, yine zamanın sinema yapımcıları öğle yemeklerinde 2şerli bir araya gelip, burgerking'in kampanyalı menülerinden alarak arttırdıkları paralarıyla birleşip çektiler o filmleri. Sırf bizim ergenlerimiz mahçup olmasın, Türkan Şoray filmlerindeki sahneleri canlandırcaklarına, ellerinde sopalarla hoplayıp zıplayıp kılıççılık oynayabilsinler diye yaptılar bu filmleri. Şimdi siz gelmişsiniz, hoptirilapluk dolarlık bütçesini, iPhone'da bile olmayan teknolojilerle birleştirerek aksiyon sahnelerinin yaratıldığı filmlerle, bizim dededen kalma Malkoçoğlu'larını haksız rekabete sokuyorsun. Olmadı ki şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sempatizanlık eyvallah yine de, antisempatizan olurken önce elinizi vicdanınıza koyun bi kere. Lütfen... Okan Bayülgen olmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazardan not: Hayır, klimayla aramda bir münasabet geçmedi, işveren-çalışan ilişkisini hiç bozmadık. Ayrıca Okan Bayülgen antisempatizanı mı ne oldum lan acaba, severdim de adamı gerçi.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5895231800739918658?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5895231800739918658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5895231800739918658&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5895231800739918658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5895231800739918658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2010/09/patikalar.html' title='Patikalar'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3957602296312234288</id><published>2010-08-19T22:26:00.004+03:00</published><updated>2010-11-14T18:46:35.907+02:00</updated><title type='text'>Merak Ne Güzel Şey</title><content type='html'>Bugün bir şeyi fark ettim de, ellerimiz kağıda benziyor sanırım. Hani avucumuzu açtığımızda bir sürü çizgiler falan görüyoruz ya, onu diyorum işte. Acaba elimizi sürekli açıp kapadığımız için mi oralar öyle kırışık kaldı, yoksa hep kırışıktılar da biz o sayede mi açıp kapatıyorduk ellerimizi. Bunu anlamak için yeni doğan bebek eline bakmamız gerek, kırışık var mı yok mu diye. Google'a yazsam çıkar büyük ihtimalle. Nihai sonucu öğrenmek bendeki bu merakı öldürecek ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok şey de böyle işte. Hatta hayat da öyle. Şimdi merak ediyoruz yer yer, lan acaba ileride ne acayip olacağım ha, diye. Ama bize gelecekteki hayatımızdan kesitler görebileceğimiz bir fırsat verseler, eminim hepimiz reddederiz. Ne anlamı kalıyor ki o zaman yaşamanın. Hayat üzerine yazıp büyük laflar postuna bürünmeye çalışan küçük düşünceler ileri sürmek değildi amacım. Hayat deyince öyle örneklendireyim dedim sadece.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;span class="Apple-style-span" style="font-family:Verdana, sans-serif;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px;"&gt;Aslolan şudur ki; her şeyi bilmeye çalışmamak gerek. Nolan filmi gibi ucu açık kalsın bazı hayallerin, düşüncelerin, merakların... Siktiret, her şeyi öğrenme. Olduğu kadarıyla yaşa. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3957602296312234288?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3957602296312234288/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3957602296312234288&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3957602296312234288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3957602296312234288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2010/08/merak-ne-guzel-sey.html' title='Merak Ne Güzel Şey'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3179025198445834726</id><published>2010-04-23T23:51:00.001+03:00</published><updated>2010-04-24T14:52:55.045+03:00</updated><title type='text'>İçinde en çok "çok" geçen yazı</title><content type='html'>Alice Harikalar Diyarında hikayesi var ya hani, Tim Burton falan bi daha çekti yakınlarda, o hikayeyi yazan adamın nasıl bi ruh halinde olduğunu anlayabiliyorum şu an. Küçük kapılardan geçip, çözmek zorunda kalacağı bir sürü karışıklığın içine girmeyi, orada hayvanları kendine dost edinmeyi düşünebilmek için insanın yaşadığı andan çok fena şekilde sıkılması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fena sıkılmak da saçma geliyor kulağa ne yalan söyleyeyim. Ergenlik hezeyanları gibi. Ergenlik de tehlikeli bir şey sanırım. Girip de çıkamama tehlikesi var. 20 yaşında adam oldum hala sıkılıyorum. Belki de sıkılmak değildir de ben tam anlamıyorumdur. Bazen olur ya içinde bi boşluk hissi. Onun gibi oluyor ama bitmiyor başlayınca. Sonra sıkılıyor işte canım ister istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde denemeye yakın şeyler yazmaya çalışıyordum. Deneme de denemez tabi. İnsanların günlerini vererek yazdığı yapıtlara deneme diyorsak eğer, benim 1 saat içinde çalakalem doğaçlama karalamalarıma da deneme demek küstahlık olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küstahlık güzel konu. Mızmızlanmalarıma ara verip küstahlık üzerine paylaşım yapayım. Aslında gönül ister ki çok insan girsin bu bloga, yorumlar yapsınlar, kendi düşüncelerini de belirtsinler falan. Sonra karşılıklı forum havasında yeni şeyler düşünmemize katkıda bulunacak şeyler açığa çıksın. Neyse büyük beklentiler, içinde boğulduğumuz hayalkırıklıkları denizini daha da dalgalı, hırçın bi hale getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, küstahlıktan bahsedecektik. Sanırım milliyetçilikle ırkçılık arasında olduğu gibi, özgüvenle küstahlık arasında büyük yakınlık var. Özgüven iyidir, insanı hayatta daha sağlam adımlar atmaya teşvik eder. Ayrıca çevresindeki insaların da kendilerini güvende hissetmelerini, huzursuzluklarını unutmalarını sağlar kendine güveni olan kişiler. Sağlam karakterli bi yapım olmadığı için böyle durumların içinde çokça buluyorum kendimi. Belki de özgüven eksikliğinden değil de, şapşallığımdan kaynaklanıyordur bu. Kendi haklarımı korumaktan aciz kaldığım çok oluyor. Sağolsun birkaç arkadaşım var yanlarındayken beni çekip çevirmekten sıkılmayan, sıkılsa da sıkıla sıkıla buna devam eden. Onları seviyorum baya. Mutlu olmamı sağlıyorlar. Gerçi bazen onların yanımda kendimi çok aciz hissedebiliyorum. Durup, ne kadar salağım ya, benim yapmam gerekeni o yapıyor falan diye düşünüyorum. Ya da pis adamların pis bakışları yanımdaki arkadaşıma yönelmişken sadece günümün geri kalanını bunu düşünerek üzülecek kadar aciz ve salak oluyorum bazı bazı da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte, az biraz anladınız özgüveni olan insanı, özgüveni olmayan insanı. Bir de bunların dışında küstah insanlar var. Bunlar daha çok hayatta emin adımlar atmaz da, çevredekilerin adımlarına bok atar, böylece kendileri kötünün iyisi gibi olur. Aslında daha güzel de anlatabilirdim ama beceremedim işte durumu. Anlarsınız artık. Aysu sen okuyorsan anlamışsındur zaten. Bi de böyle insanlar var. Anlatmak istediğini dolandırıp dolandırıp uzatıyorsun. Sonra "lan çok saptım konudan, anlatamadım derdimi" diye düşünüyorsun. Ama karşındaki nasıl beceriyorsa anlıyor. Kendimi iyi anlatabilen biri olmadığım için benim demek istediğimi benim anlattığımdan daha iyi anlayan insaları kendime yakın tutmayı seviyorum. Zaten bi avuç oldukları için, başka işim yok buna emek veriyorum ben de. En azından çalışıyorum. Konu saptı gibi oldu ama aslında sapmadı. Ben bilerek soktum araya bunları, paragrafın başındaki kötü girişi unutturmak için. Söylediğim de iyi oldu bunları, yeni bir yazı yazmayayım başlı başına, arada söyleyeyim dedim. Döndüm konuya tamam; bu küstah insanlar çevresindekileri rahat hissettirmezler. Sürekli onları diken üzerinde tutarlar, hata yapma korkusu içinde bi halde bırakırlar. Bundandır küstahları sevmemem. Ya da kıskandığım insanları küstah olarak yaftalandırıyorumdur. Şimdi aklıma geldi bu da. Neyse umarım öyle yapmıyorumdur, yapıyorsam çok ayıp etmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek kelimeyle, neredeyse hiçbir şey anlatamadım. İnternet günlüğü zaten bu bloglar. Ben de bu gecemi böyle anlatayım dedim işte. Aptal saptal şeylere canınızı sıkmamanız dileğiyle, yoksa insanların aklına ileride düşündüklerinde neşeli şeyler getiremeyebilirsiniz. Gerçi adınızı duymak bir insana neşeli şeyler hatırlatmıyorsa buna üzülebilirsiniz, bu o kadar saçma bi neden sayılmaz. Ben zamanında üzülmüştüm de sonra vazgeçtim. Üzülmek çok zaman alıyor. Koyverceksin. Öyle hayat hem kendine hem çevrendekilere hoş olmayan bi tat veriyor. Düşününce aklınıza üzülcek çok şey geliyorsa, düşünmeyin. Düşünmeden de yaşayabilirsiniz yani, dert değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23:46 oldu.&lt;br /&gt;en kötü sona sahip yazım oldu, neyse sağlık olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3179025198445834726?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3179025198445834726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3179025198445834726&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3179025198445834726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3179025198445834726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2010/04/icinde-en-cok-cok-gecen-yaz.html' title='İçinde en çok &quot;çok&quot; geçen yazı'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-4169754389121285208</id><published>2010-01-24T00:35:00.007+02:00</published><updated>2010-01-24T01:38:56.007+02:00</updated><title type='text'>Kar, ama Roman olanı değil</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://londonphotos.org/wp-content/uploads/2009/02/feb09snow.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 375px;" src="http://londonphotos.org/wp-content/uploads/2009/02/feb09snow.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#551A8B;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sınav senesi falan diye baya boşlamak zorunda kaldık blogu. Yazmadıkça da paslanıyor insan, zaman geçtikçe daha zor geliyor yazı yazmak. 2010'a girmenin ve yıllardır hasret olduğum güzel kar yağışına kavuşmanın verdiği çoşkuyla birkaç şey karalamak istedim. Evet, bu yazının ana ateşleyicisi kar sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar deyince aklıma gelen ilk şey, okulların tatil olduğunu açıklayacak olan şişko valinin tv'ye çıkmasını spor haberleri başlayana kadar sonsuz bir umutla bekleyen Hugo'cu küçük Mustafa. "Eskiden İstanbul'da kar bir başkaydı azizim, insanlar yaşadıklarını hatırlıyordu" falan filan gibisinden cümleler için her ne kadar yaşlı bir ruh haline sahip olsam da, resmiyetteki yaşım bu tür ifadeler kurmamı komik gösteriyor. O yüzden ben daha ziyade karın zamanla bendeki etkisinin ne yönde değiştiğinden bahsedeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, kar eskiden mutluluğa giden yoldaki bir araçtı. Esas mutluluk okulların tatil olmasıydı. Bugün dershane, 3 saatlik uykudan sonra dinlemek zorunda kaldığım için dediklerini pek de algılamayı beceremediğim biyoloji hocasının mırıltılarının arasından, içinde bolca heyecan barındıran ve aniden ayılmamı sağlayan bir haykırış duydum: "aa, kar yağıyor!" Birden kalp atışlarım hızlandı, yüzüme "lan doğru mu cidden_?" ifadesiyle ani bir heves eşliğinde doğan bir sırıtış yayıldı. Hemen dönüp baktığım pencereden,  daha uykusundan ayılamamış bir şekilde salınarak inen uyuşuk ilk kar tanelerini gördüm. Onları, kendisine gelmiş, dinç taneler takip etti. Resesif, otozom, gonozom falan koptum ben. Dışarıda gördüğüm beyaz şeyler bana hayatımda daha işe yaracakmış gibi geldi o an. Hiç yere mutlu olmuştum çünkü. İnsana, onu mutlu etmekten daha büyük yarar sağlayan başka bir şey var mıdır ki_? Mutlu oldum, kendimi daha iyi hissetmeye başladım durduk yere. Okullar zaten tatildi. Karın okul üzerinde bir etkisi olmayacaktı. Peki o zaman neden bu duyguları yaşamıştım_? Belki dünyada saflığın hala var olduğunu hatırlattığı, belki her kötülüğün üstüne bir örtü gibi serildiği ve onları gözler önünden kaldırdığı , belki de sadece yüzünde sanki bir sürü küçük parmak seni dürtüyormuş hissi verdiği için... Tam olarak bilemiyorum. Şunu farkettim ama; eskiden beni mutluluğa götüren araç görevindeki kar, şimdi bu kimliğinden sıyrılmış ve mutluğun ta kendisi halini almıştı benim için.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazen de yaşadığın anılar onlarca anlam yükler ve mutluluk için araçken tek başına mutluluk haline getirir pek çok şeyi. Küçük bir kahveciye, Alkım koltuklarına ya da şehirhatları vapurlarının üst katına sinmiş halde karşımıza çıkabilir bu mutluluklar. Ama daha da önemlisi bu mutlulukları yaşatan kişileri çevremizde bulundurmaya ve bu mutluluklara yenilerini eklemeye devam etmek sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar hala yağıyor, hala mutluyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-4169754389121285208?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/4169754389121285208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=4169754389121285208&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4169754389121285208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4169754389121285208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2010/01/kar-ama-roman-olan-degil.html' title='Kar, ama Roman olanı değil'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-6305974904240108081</id><published>2009-10-10T21:54:00.004+03:00</published><updated>2009-10-10T23:03:49.163+03:00</updated><title type='text'>Don't Candle It</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/StDe3SscUnI/AAAAAAAAAEM/hEXJYNe6Y8s/s1600-h/fire2ze4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/StDe3SscUnI/AAAAAAAAAEM/hEXJYNe6Y8s/s400/fire2ze4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391053795454898802" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;10.10 olmuş tarih. Böyle aynı sayıların peş peşe geldiği tarih ve saatleri takip eder oldum 1 yıldır. Başlarda hoş bi eğlenceydi bu, şimdilerde ise maziyi hatırlatan küçük bir işaret. Mazi de aslında çok ağır kaçan bir kelime gibi geliyor kulağa. Mazi demeyelim de benim farklı bir ben olduğum zamanlara ait, zamanının ötesine kalmayı becerebilmiş bir yadigar gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani karanlığa küfredeceğine, bir mum yak diye hoş bi söz var ya, cidden düşündürücü. Sen yak mumunu gez tabi de, kolay değil işte o.  Küfredilen karanlıkta parlayan tek bir mum göz yorar, garipsenir, karanlığa alışkın gözleri acıtır. Her ne kadar senin gibi o karanlıktakiler de iyi niyetli olursa olsun oluşan farklılık rahatsızlık yaratır. Sen de bari söndüreyim şu mumu da kimse rahatsız olmasın, hazır olduklarında yakarlar zaten mumlarını kendileri dersin. Sönen mumun getirdiği karanlıkta da dayanamayacağın için çözümü gözlerini kapamakta bulursun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişim de böyle. Sürekli değişim iyidir/kötüdür, değişmeyen tek şeydir gibisinden salak saçma genellemeler yaparız bazı bazı. Bu değişen yapıların/kişilerin/davranışların meydana getirdiği karanlıkta mum yakmaya kalkarsanız, ışıktan rahatsız olan kişilerin yerini aydınlatılmak istenmeyen, kıyıda köşede kalması gerektiğini hisseden düşünceleriniz ve duygularınız size hoş olmayan şeyler söyleyebilir, şikayetlerini peşi sıra dile getirebilir. Bu yüzden yakmayın mumunuzu. Değişim karşısında kapatın gözlerinizi, yumun sıkı sıkı. O kadar sıkı yumun ki oraya karanlık bile giremesin, sadece siz olun. Gelmesin gözünüzün önüne hiçbir şey, üzemesin sizi o karanlıktaki duygular, düşünceler, hayalkırıklıkları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-6305974904240108081?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/6305974904240108081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=6305974904240108081&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6305974904240108081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6305974904240108081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/10/dont-candle-it.html' title='Don&apos;t Candle It'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/StDe3SscUnI/AAAAAAAAAEM/hEXJYNe6Y8s/s72-c/fire2ze4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-658635419372080695</id><published>2009-10-07T21:45:00.000+03:00</published><updated>2009-10-07T21:46:30.761+03:00</updated><title type='text'>Zürafa</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www3.bobiler.org/upload/photographs/173958481z.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 255px; height: 700px;" src="http://www3.bobiler.org/upload/photographs/173958481z.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yeni En Sevdiğim Hayvan: Zürafa&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-658635419372080695?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/658635419372080695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=658635419372080695&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/658635419372080695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/658635419372080695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/10/zurafa.html' title='Zürafa'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7314927893647669103</id><published>2009-10-06T11:10:00.005+03:00</published><updated>2009-10-06T21:18:30.561+03:00</updated><title type='text'>6 Ekim</title><content type='html'>- Merhaba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Günün tatil olması ve buna bağlı olarak da biraz vakit bulmam sayesinde yeni bir şeyler karalamak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Acıktım bi de ben . Kalkıp kendime yemek hazırlamaya da üşeniyorum. Açlığımın tembelliğimi yenecek düzeye gelmesini bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Şu an Dr. House gibi yürüyorum. Bacaklarımı hareket ettirmek büyük çaba gerektiriyor. Pazar günü gittiğim halı saha maçında sınırlarımı zorladım. Zaten sınırlarım çok da yüksek olmadığı için, kolayca zorlanabiliyor. Halı sahada aldığım hasar üzerine dün de okuldan çıktıktan sonra yürürken kaldırım kenarlarında o şeylerden birine bindirdim. Sol bacağımda kendini zaman zaman hissettiren bi' şişlik meydana geldi. O saçma şeylere zaten 2 haftada bir çarpıyorum en az. Sınıf başkanı yetkimi kullanarak kaldırtcam onları okul önlerinden. Bu ülkenin genç beyinlerine yazık oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu arada ben sınıf başkanı oldum. 5 gün başkanlık yaptıktan sonra da endüstri mühendisi olmaya karar verdim. Ama tam emin de değilim gibi. Bi de kulüp seçelim. Ondan sonra farklı bir mesleğe karar veririm belki, belli olmaz n'apcağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anlık Sevinç: Blok dersin ortasında çalan zil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anlık Hüzün: Okuldaki musluklarda elini yıkarken birden suyun kesilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yeni Fikir: Fotoselli apartman kapısı (sadece içeriden açılacak).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O değil de, ima çok garip bir şey. Eskiden hep imaları anlamadığım söylenirdi. Sonra sonra kendimi vermeye başladım bu işe. Tamam, artık imaları fark ediyorum da, paranoyak oldum şimdi de. Her sözde bir şeyler arıyorum. Düşün düşün, kafayı yiyorum kısa süreli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kahverengi hırkam ve montumdan sonra şimdi de kahverengi bi kravatım oldu. Kahverengi ailesi olarak mutluyuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aldığımız ama uygulamadığımız kararlarımız bu ülkenin yoksul kesimiyse, uyguladığımız kesim ise bu ülkenin elit tabakasıdır. Sayısal fark o kadar fazla işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Okula da alışmaya başladım ben. İnsan mecbur kalınca alışıveriyor sanırım her şeye. Her şey mi yoksa herşey mi bilemedim. Hemen TDK'nın sitesine girdim. Sözcüğün doğrusunu bulamasam da ilginç başka bir şey buldum. Güldüm de biraz. Bu yüzden paylaşıyorum;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SssEJTrMYEI/AAAAAAAAAEE/PY6SWMUzeqU/s1600-h/ads%C4%B1z.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 279px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SssEJTrMYEI/AAAAAAAAAEE/PY6SWMUzeqU/s400/ads%C4%B1z.bmp" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389405937025704002" /&gt;&lt;/a&gt; Tam okunmasa da, işaret içine aldığım yerde "house party" yazıyor. Türk Dil Kurumu'nun Türkçe kelimelerin doğru yazımı bölümünde böyle bir kelime bana ilginç geldi, ne diyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eskiden de makul bi insan değildim çok ama bu aralar iyice garipsemeye başladım kendimi. Bazen küçük şeyler için çok mutlu oluyorum. Ama böyle çok da önemli olmayan şeylere. Mutlu oldum mu da böyle çok garip mutlu oluyorum, dolup dolup taşıyor içimde sanki bir şeyler. O kadar coşkulu mutlu oluyorum. He tabi çok mutluyum, çok coşkuluyum, yuppiiii hadi zıplayalım, demiyorum da, içten içe oluyor bir şeyler. İlginç, ne diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hani garip dediklerinde, normal ne peki, diye soruyorsun da konuşma tıkanıyor ya. Çünkü kime göre neye göre normal di mi yani. Bu yüzden gariplik aslında kişilik gibi, çok da kurcalamamalı insan kendini, ben garip miyim lan diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sınıfta bana yapılan en büyük iyilik bana kulaklık vermek. Benimkinin bir tarafı koptu, tek kulakla da soyutlanamıyorsun tabi. Bana kulaklık veren insanlar, sokak kedisini soğuk bi kış gününde alıp, evine götürüp besleyen insanlar gibi aslında. İkisi de aynı büyüklükte iyilikler bana kalırsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bazen yaptıklarınızın farkına varmıyorsunuz ama yaptıklarınız çok koyabiliyor bana kimi zaman. Gerçi yazmanın ne yararı var bunları bilmiyorum. Blogumda da içimi dökemeyeceksem nerede dökecem ama di mi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;- Hava kararınca dışarıda olmak çok güzel, çok mutlu edici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yoyomu özledim. Ne güzeldi o öyle. Atarsın, sonra düşünmeye başlarsın acaba bu sefer gelmeyecek mi diye. Sonra yine gelir ya eline, ne güzel bir şey o. Gidip yenisini alacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Geçen hafta okula gitmeden önce bi çılgınlık yapayım dedim ve kahvaltı yaptım. Biliyorum, aynı cümlede bir kelime iki kere yazılınca hoş durmuyor ama yapacak pek bir şey de yok. Neyse, konuyu dağıtmayın. He-man vardı televizyonda. Oturdum izledim. 10 yıl sonra kahvaltıyla beraber He-man izlemenin meydana getirdiği bi sırıtışla geldim okula. Gerçi okulda silindi o sırıtış, ama hiç yoktan mutlu oldum sabah sabah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Ağaç yapraklarıyla gürler", " Nerede çokluk, orada bokluk". Bence bir komisyon kurulsun ve bu verdiğim örneklerdeki gibi çelişen atasözleri arasında bir tercih yapılsın ve onu kullanalım, diğerini silelim. Atalarımız kafamızı karıştırıyor bu gibi sözlerle çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Artık böyle pıtır pıtır maddeli yazılar yazabiliyorum. Diğerleri çok zaman alıyor. Benim de o kadar vaktim olmuyor. Olsa da kafama bin türlü şey geliyor, dikkatim dağılıyor. Bundan mütevellit bir süreliğine bu tür şeylerle idare edeceksiniz. Pizza Hut'ta sınırsız menü alıp da, şu çorbayı hemen içeyim de pizzaya başlayayım diyen insan gibi hissettirebilecek yazılar bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Karnım çok acıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7314927893647669103?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7314927893647669103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7314927893647669103&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7314927893647669103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7314927893647669103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/10/6-ekim.html' title='6 Ekim'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SssEJTrMYEI/AAAAAAAAAEE/PY6SWMUzeqU/s72-c/ads%C4%B1z.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7545759095071820030</id><published>2009-09-24T17:56:00.007+03:00</published><updated>2009-09-24T20:55:22.424+03:00</updated><title type='text'>24 Eylül</title><content type='html'>- Hadi başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün okula gittik işte. Zaten bu yıl bi bokluk olacağı okulların perşembe açılmasından belliydi. Ulan günde 8 ders; haftada 6 matematik, 5 fizik, 5 biyoloji... Can mı dayanır buna! Bi de 8de başlıyoruz. Peh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O neyse de, bugün böyle görmek istediğim insanları gördüm. Hoş oldu he, sevdindim baya. O değil de Aslı sen ya uzamışsın ya süzülmüşsün, vardı sende bi' şeyler. Gerçi bilmiyorum, belki de bana öyle gelmiştir, iyi niyetli insanım ne de olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ya görmek istediğim 2 kişi daha vardı. Onlar gelmedi. Gelcekmiş biri yarın. Diğeri de pazartesi gelecekmiş. Belki okul daha çekilebilir olur onların da sınıfa katılmasıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Okul hakkında baya şey var söyleyeceğim de, bu kadarı yeter. Uzatmayayım daha fazla. Ben böyle aklıma gelen bazı şeyleri telefonuma kaydediyorum epeydir. Oradan bi kaç şey yazayım en iyisi diyordum da, baktım şimdi, öyle pek de kısa kısa geçilecek şeyler değil. Her biri üzerinde durulması gereken konularmış, haklarını yemiyeyim 2-3 satırla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ayakkabı bağcığına güvenmeyeceksin arkadaş. Tam sıkıca bağlıyorsun, heh artık çözülmez, deyip yürümene devam ediyorsun. Biraz gidiyorsun işte, sağa sola bakıyorsun, havaya bakıyorsun, hayat ne garip lan vapurlar falan diye düşünüyorsun. Ayakkabım ne alemde lan diye merak edip bakıyorsun, çözülmemiş oluyor, oh deyip rahatlıyorsun. Ama buradan sonra totoşluğunu gösteriyor ayakkabı bağcıkları. Tam " Aa ne garip lan. Yayalar için yapılan bu yürüyen adamlı hareketli yeşil ışık, moonwalk yapıyor gibi sanki galiba. Dur ben bunu bi söyliyeyim aysuya, ne tepki vercek" diyorsun, telefonu alıyorsun cebinden. O da nesi! Bağcıkların çözülmüş. Haydaaa... Hep beklemediğin anlarda çözülüyor totoş, ne diyeyim daha ben. Güvenmeyin işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hani OKS, PKK, SSK gibi bazı kısaltmaları okurken "k" harfini "ka" diye teleffuz ediyoruz ya, "g" harfi için de öyle olsa hoş olurdu sanki. Mesela OGS'yi O-GA-SE diye okusak güzel olurdu, ben gülerdim mesela, sen gülmez miydin_? Sen de gülerdin arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Güzel bi benzetme oluşturarak savunduğum düşüncemi yine benim benzetmemi kullanarak, söz oyunuyla çürütmeye çalışıyorlar bazen. Emek hırsızlığı gibi bir şey bu. Git kendi benzetmeni kur, oradan savun ne savuncaksan. Kolay mı lan seksi metaforlar icra etmek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Herkes her şeyi bilmemeli. Bok mu var, ne anlatıyorsun ki her aklına geleni. Sus biraz be adam! He bi de, çok konuşma, kafa şişiriyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İnsanın sadece hücreleri değil, ruhu da mayoz bölünme geçiriyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Carpe diem, yarım saat sonra daha uykulu bi halde uyanacağını bile bile minibüste uyumaya çalışmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sevme, üzülürsün; üzme, sevilirsin. Ben buldum he bu sözü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O değil de, herkesin en iyi arkadaşı olup da, kimseyi en iyi arkadaşı olarak göremeyen insanlar var. Bende de tam tersi oluyor. Böyle sürekli insanları en iyi arkadaşım gibi görüyorum. Ama onlar öyle görmüyor ya. O zaman üzülüyor kişi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Barajdan dönen serbest vuruş, atan kişi için kim bilir ne kadar üzücüdür. Daha yolun başında umudunu kaybetmek gibi sanki biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Arabalardaki emniyet kemerini takmak moral bozucu biraz. Sürekli kazayı hatırlatıyor adama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Çağırınca gelmiyorlar ya, insan bi buruklaşıyor. Gerçi onlar da haklı düşününce. Neblim ama yine de bi' üzüntü hasıl oluyor bünyede..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;- Düşenin dostu olmaz, dostu olan düşmez zaten. (Bunu da ben buldum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- En önde oturuyordum geçen yıl. Bu yıl bi arkasına oturdum. Kaan var yanımda. Önde de Ilgın-Aykut. Hayalimdeki yer olmasa da güzel gibi, otursan oturulur yani, sevdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Liv Tyler zayıflamış, hoş olmuş eskisi gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;- He bi de, pazartesi olsun ya bi ara.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7545759095071820030?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7545759095071820030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7545759095071820030&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7545759095071820030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7545759095071820030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/09/24-eylul.html' title='24 Eylül'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5793597724989425602</id><published>2009-09-12T14:44:00.007+03:00</published><updated>2009-09-24T20:42:11.109+03:00</updated><title type='text'>Obscured by Clouds</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i.realone.com/assets/rn/img/7/4/2/1/12541247-12541250-large.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 300px;" src="http://i.realone.com/assets/rn/img/7/4/2/1/12541247-12541250-large.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yağmur çokmuş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Önlem yokmuş,&lt;br /&gt;Seller gelmiş,&lt;br /&gt;İstanbul'u yenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah itibariyle kendini hissettirdi yağmur burada. Çılgın bi telaşla yağıyor. Bir gecede dünyadaki tüm çocukları ziyaret etmesi gereken Noel Babanın telaşını görüyorsun düşen damlalarda. Temizlemesi gereken çok şey var ama zamanı da kısıtlı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdan arda kalanları temizliyor yağmur durdurak bilmeden. Kafamızdaki o son yaz imajını tamamen siliyor. Üzerimizdeki  yapay coşkudan arındırıyor bizi. Ruhumuza bir dinginlik getiriyor. Yaz mevsiminin insanda uyandırdığı samimiyetten uzak o heyecanı alıp götürüyor. İnsanların üstlerindeki o "yaz heyecanı" kirini temizliyor ve tekrar içlerindeki ışığın gün yüzüne çıkmasını sağlıyor. Herkes daha bi kendi gibi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur yağıyor patır patır...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5793597724989425602?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5793597724989425602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5793597724989425602&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5793597724989425602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5793597724989425602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/09/obscured-by-clouds.html' title='Obscured by Clouds'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-764152673814007508</id><published>2009-08-31T02:27:00.005+03:00</published><updated>2009-08-31T17:38:44.671+03:00</updated><title type='text'>Lost into the Wild</title><content type='html'>Kaçmak istiyorsun ya için için, bırakıp gideyim buraları, kimse bilmesin kimse haberdar olmasın diyorsun ya derinden, herkes ne hali varsa görsün, hiçbir derdimin beni bulamayacağı kadar uzaklaşayım her şeyden herkesten diye diliyorsun ya gönülden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte tam o zaman gerçek &lt;i&gt;mutluluğun&lt;/i&gt; sadece&lt;i&gt; paylaşarak&lt;/i&gt; elde edildiğini hatırlat kendine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-764152673814007508?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/764152673814007508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=764152673814007508&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/764152673814007508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/764152673814007508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/08/lost-into-wild.html' title='Lost into the Wild'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5888730856344528761</id><published>2009-08-22T19:03:00.006+03:00</published><updated>2009-08-23T17:49:26.988+03:00</updated><title type='text'>Durdu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2131/2756794197_6d35e3b62e.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 387px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2131/2756794197_6d35e3b62e.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sıkıştı ve sıkıştı. Dayanılmaz hale geldi. Çığlık atmak istedi. Kimse duymamalı ama. Farkına varsınlar bir şeyler olduğunun ama tam da anlamasınlar. Duyurmak yerine düşündürmek daha iyi. Düşünsünler ne olduğunu. Duymalarına gerek yok. Ne yaptık desinler. Neden diye sorsunlar kendilerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürüdü, yürüdü. Sıkıntı artıyordu gecenin göğsüne atılan her adımla. Gökyüzüne baktı. Gecenin karanlığına bekçilik eden dolunayı gördü. Gülümsedi. Çaresizliğiyle alay etti. Kendi yarattığı çaresizliğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündü, düşündü. Düşünmemeliydi. Çığlık atmalıydı sadece. Kimse duymasın ama. Bilsinler bir şeylerin olduğunu ama duymasınlar neler düşündüğünü.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Köşeyi döndü. Gecenin bu saatinde kimseler yoktu sessiz ara sokakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinledi, dinledi. İçindeki sese kulak verdi. Bırak, diyordu. Neyi bırakayım, dedi. Düşünmeyi, dedi. Ben de istemiyorum ama elimde değil, dedi. Çığlık atmak istediği gün yüzüne çıktı yine. Nasıl kurtulabilirim bundan, dedi. Serbest bırak çıksın, dedi. Ama olmamalı, kimse duymamalı, dedi. Duysunlar nolcak, dedi. Anlamazlar, dedi. Anlamazlarsa nolur, dedi. Yargılarlar, dedi. Korkma, dedi. Düşünsene ama sonuçlarını, dedi. Düşünmeyi kesmeni söylemiştim, dedi. Yapamıyorum, dedi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sıra sıra park etmiş arabaların yanından geçti. Çökmüş yüzünü gördü, karanlıkta ayna vazifesi yapan otomobilin camında. Yoldan aşağıya iniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hatırladı, hatırladı. Hatırladıkça kıvrandı, sıkıştı, daraldı. Aklına geldikçe yıkıldı, parçalandı, ağrıdı. Çığlık atmak istiyordu. Kimse bilmemeli ama. Napacağını biliyorsun değil mi, dedi. Evet, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İskeleye attı adamını. Koştu. Ve atladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düştü, düştü. Battıkça serinledi. Çığlık atmalıydı. Ama atmamalı, kimse duymamalı. Kimse duymaz seni burada, dedi. Neden, dedi. Burada kimse yok da ondan, dedi. Çığlık attı. Attıkça rahatladı. Rahatladı ve gevşedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Battıkça çığlık attı, çığlık attıkça rahatladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5888730856344528761?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5888730856344528761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5888730856344528761&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5888730856344528761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5888730856344528761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/08/durdu.html' title='Durdu'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm3.static.flickr.com/2131/2756794197_6d35e3b62e_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5788661681617695511</id><published>2009-08-12T23:59:00.005+03:00</published><updated>2009-08-23T17:39:10.859+03:00</updated><title type='text'>Burnout</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SoMtcohLvKI/AAAAAAAAAD0/2OQUt0DYHM4/s1600-h/30.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SoMtcohLvKI/AAAAAAAAAD0/2OQUt0DYHM4/s320/30.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369185150691949730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Bazen fazla düşünmemeli insan, yaşamalı kuru yaprak misali savrularak. Düşünmek, kendinizi akıntısına bıraktığınız nehirde sırt üstü yatarken, ayağa kalkıp nerede olduğunuza, nereye gittiğinize, nereden gittiğinize dikkat etmeye, kısacası çevrenizi anlamaya çalışmanızdır. Ama ayakta dikildikçe, nehrin akıntısı sizi bir engel olarak görür ve sizi yıkmaya çalışır. Bacaklarınızdaki güç tükenir, vücudunuza kramplar girer. İşte insanı yoran da budur. İnsan, düşünmeyi bırakıp da, kendisini akıntıya tekrar ne zaman teslim etmesi gerektiğini bilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa çok yorar o akıntı insanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar yorar ki, tekrar suya uzandığında kafasını nefes alacak kadar bile su üzerinde tutamaz, boğulur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5788661681617695511?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5788661681617695511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5788661681617695511&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5788661681617695511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5788661681617695511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/08/burnout.html' title='Burnout'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SoMtcohLvKI/AAAAAAAAAD0/2OQUt0DYHM4/s72-c/30.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-9070910550080059954</id><published>2009-08-10T14:11:00.003+03:00</published><updated>2009-08-12T23:43:44.130+03:00</updated><title type='text'>Ballooon</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.cardsunlimited.com/largeimage/HotAirBalloon.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 383px; height: 383px;" src="http://www.cardsunlimited.com/largeimage/HotAirBalloon.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Büyüdükçe küçülüyoruz. Büyüdükçe çekiyoruz, ufalıyoruz, basitleşip sıradanlaşıyoruz aynı zamanda. Yükselmek için fazla yüklerini atan sıcak hava bulutu misaliyiz. Büyüdükçe bir şeyleri atıyoruz, eksiliyoruz, azalıyoruz ama yükseliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyimiz zamanla bozuluyor, asgariye iniyor. Hayal gücümüzün enerjisini kesiyoruz adeta. İnsanlar büyüdükçe neden hayalleri küçülür ki_? İsteklerimiz, düşlerimiz o kadar sığlaşıyor ki ister istemez,  büyük idealler ulaşılması imkansız deli saçmaları olarak geliyor kulağımıza. Yapabileceklerimizi anlık düşüncelerle sınırlıyoruz. İleriye bakamıyoruz. Çünkü saçma sapan işlerimizle o kadar yoğunuz ki, ileri düşünmeye vaktimiz kalmıyor. Tam anlamıyla Carpe Diem yapıyoruz, çünkü geleceğimizin nasıl olacağı şeklindeki düşüncelerden arınıp, bu düşüncelere ayırmamız gereken vakti, anlık kapris ve zevklere kanalize ediyoruz. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yükselmek için balondan attığımız ilk şey hayal gücümüzdü sanırım.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maddenin ötesine geçip, manayla bir araya getiremiyoruz benliklerimizi. Çocukluk oyunlarımız vardı. 2 sandalye 1 koltuktan oluşan devasa şehirlerimizde voltran oluşturur, kötü canavarları yenerdik. Ya da 2-3 kişi bir araya gelir, yepyeni bir dünyanın yıldızı yeni parlayan gizemli süper kahramanları olurduk bi kaç oyuncakla. Bu oyunlarda kullandığımız aletlerin kalitesine, dandikliğine bakmazdık, bir arada vakit geçirmenin özünü kavrar, nesneleri araç olarak kullanır, maddenin ötesine geçer, manayla buluşurduk ve hayatımızın en eğlenceli dakikalarını geçirirdik. Şimdi ise seksi bilgisayarlarımızda, gerçek olmaya yaklaştırılan figürlere saatlerce mouse tıklıyoruz. Yeni oyuncaklarımız olan bu teknolojik aletler sadece maddeden ibaretler ve asla 2 sandalye 1 koltuktan oluşan dünyamızdaki zevki bize veremeyecekler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Balondan manayı da atalı çok olmuş anlaşılan yükselmek uğruna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte oynadığımız oyunlarda bile manayı kaybediyoruz çoğu zaman. Futbol oynarken 5 dakika önce halı sahaya güle oynaya beraber geldiğimiz adama,  hatalı gol yedi diye küfredebiliyoruz. Kazanmayı eğlenmeye tercih ediyoruz çoğu zaman bu tür oyunlarda. Hırsımız, kankası olan egomuzla birleşip bizi ele geçiriyor ve amacı eğlenmekten kazanmaya taşıyor ki, böyle olunca da oynayanların en az yarısı kaybettikleri için üzüntüyle ayrılıyor oyundan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hırs bulutlarının arasından geçiyoruz şu sıralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbetlerimizin de içi boşaldı. Birbirinden farklı konular hakkında birbirinden farkı olmayan konuşmalar yapıyoruz. Küçükken pokemon kıyaslayan, en iyi oyuncu hagi diye başlayan, dün ne yaptığımızı anlatan sohbetlerimiz vardı. Evet, konu bakımından sığ oldukları gün gibi ortada ama ortada olan başka bir şey daha var ve ben asıl bunu vurgulamak istiyorum. Bu sohbetleri ederken birbirimize karşı samimiydik. İçimizden geleni söyler, ikiyüzlülük yapmaz, dürüst olurduk karşımızdaki hakkındaki düşüncelerimizde. Söylediklerimizde bizden bir parça bulunurdu mutlaka. İnsanlara duymak istediklerini değil, duyurmak istediklerimizi söylerdik. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanırım bizi yukarı taşıyan balondan samimiyeti de attık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunları nereden mi biliyorum_? Sanırım ben balonumla biraz geriden geliyorum. Benden yüksektekiler fazlalıklarını atıyorlar ve bu yüklerin hepsini düşerken görüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-9070910550080059954?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/9070910550080059954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=9070910550080059954&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/9070910550080059954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/9070910550080059954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/08/ballooon.html' title='Ballooon'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5405193372898796043</id><published>2009-08-04T22:10:00.002+03:00</published><updated>2009-08-04T22:31:55.722+03:00</updated><title type='text'>Dolunay</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://gothicfaerytales.com/wp-content/uploads/2009/06/full_moon.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://gothicfaerytales.com/wp-content/uploads/2009/06/full_moon.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu gece dolunay var. İnsan bakmaya doyamıyor. Hayran hayran bakmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Saf bi güzelliği var. Kendini hiç gizlemeden güzel olabilen, gecenin en karanlık zamanında bile parlaklığından ödün vermeyen, bu dürüstlük metaforundan etkilenmemek mümkün mü_? Pek sanmıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5405193372898796043?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5405193372898796043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5405193372898796043&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5405193372898796043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5405193372898796043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/08/dolunay.html' title='Dolunay'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-4228475596480166187</id><published>2009-07-12T00:25:00.014+03:00</published><updated>2009-07-14T17:11:45.063+03:00</updated><title type='text'>Mr. Swon</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm2.static.flickr.com/1178/1183780303_1734b59294.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 375px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1178/1183780303_1734b59294.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Güneşin yakıcı olmadan, insanları mutlu edecek kadar yeryüzünü ısıttığı bir gündü. Mr. Swon en sevdiği -arkadaşları tarafından hediye edilen- takım elbisenin içinde  güneşi kıskandıracak bir şekilde ışıl ışıl yürüyordu. Neşesine eşlik eden bir de şarkı mırıldanmaya başladı. Gün batımı vakti geldiğinde, yürüşüne çok sevdiği parkın içinden geçen, iki yanında ağaçların sıralandığı yolda devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havanın kararmaya yüz tutmasıyla beraber ani bir fırtına koptu. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan korunmak için, elinde taşıdığı babasının eski evrak çantasını başının üstünde tuttu Mr. Swon. Telaşla korunacak yer ararken gözüne yolun hemen ilerisinde bulunan bir tünel girişi ilişti. Daha önce hiç görmediği bu tünele doğru hızlı adımlarla ilerledi ve tünele girdiğinde sırtını kavisli duvara yaslayarak nefesinin tekrar normale dönmesini bekledi. Yağmurdan kaçmak için girdiği tünelde bir müddet etrafını inceledi. Ucu görünmeyen büyük bir beton boruyu andırıyordu tünel. Yağmurun dinmesini beklemek yerine bu uzun tüneli kullanarak yoluna devam etmeyi düşündü. Zaten izlediği yola paralel uzanıyordu bu tünel. İlerlemeye karar verdi. Kısa bir süre ilerledikten sonra tünelin içi önünü göremeyeceği kadar karanlık olmuştu. Ceketinin cebinden çakmağını çıkardı ve yaktı. Titrek ışıkta baktığında tünelin bu bölümünün başladığı yerden daha alçak tavanlı olduğunu farketti. Bir an geri dönmeyi düşündü. Sonra omuz silkti ve yoluna devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerlerken zeminin aşağı doğru meyil ettiğini anladı. Bu eğim de ilerledikçe artıyordu. Belki yağmurdan ıslanan ayakkabılarının tabanından kaynaklanan bir kayganlık yüzünden, belki de gazı azalan çakmağın artık ortamı yeterince aydınlatamamasından Mr. Swon bir anlık tökezledi ve dengesini kaybetti. Düşmekten kurtulmak için elleriyle duvardan destek almaya çalışsa da işe yaramadı ve yüz üstü yere yuvarlandı. Yolun ıslak ve eğimli olmasından dolayı kaymaya başladı. Daha düşmenin etkisinden kurtulamadan, tünelin eğimi daha da arttı. Mr. Swon kaydıkça tünel aşağı doğru dikleşmeye başladı. Artık taklalar atarak hızla aşağı doğru ilerliyordu. Tek yapabildiği ise düşerken elindeki çantasıyla kafasını korumaya çalışmaktı. İçinde boşluk duygusu oluşturan bu düşüşü, sert zeminin düzleştiği noktada sert bir şekilde son buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre kendinden geçen Mr. Swon, kendine geldiğinde vücudunda yer yer zedelenmeler olduğunu ama yürümesini engelleyecek kadar da hasar almadığını gördü. Yerde duran çantasını almak için uzandı. Çanta onun kafasını darbeden korumuş, fakat kendisi paramparça olmuştu. Babasının çantasına üzülen Mr. Swon, zaten eski bir çantaydı, daha iyisi mutlaka bulunur, diyerek kendisini avuttu ve ayağa kalktı. Üstü başı da dağılmıştı bu düşüşten. İyice baktı üstündekilere. Hala giyilebilecek durumda olduklarından emin olunca ilerlemeye devam etti. Her şey düzelecekti, tek yapması gereken yola devam etmekti. Uzunca bir süre yürüdükten sonra tünelin yukarı doğru yükseldiğini gördü. İlerledi. Yorgun düştüğü anda tünel tekrar düzlük kazandı. Devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mr. Swon ilerledikçe tünel daha da küçülüyordu ve sonunda kendi boyundan bile daha alçak bir hale geldi. Artık dizlerini bükmüş ve öyle ilerlemek zorunda kalmıştı. Kimi yerlerde tünel o kadar daralmıştı ki, ilerlemek için dizleri üzerinde emeklemek zorunda kalmıştı. Neyse ki tünel hep böyle devam etmedi, tekrar dik bir şekilde yürünebilecek hale geldi. Sonra aşağı doğru inmeye başladı tünel. Aşağı iniş bu sefer çok dik değildi ve yer çekiminin de yardımıyla kolay ve hızlı yol aldı Mr. Swon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tünel hep böyle devam etti. Kimi zaman Mr. Swon'un içinde zıplayabileceği kadar genişliyor, kimi zaman onu takım elbisesini çıkartıp geride bırakmaya zorlayacak kadar daralıyordu tünel. Tünel yukarı doğru meylettiğinde zorlanıyor, tekrar aşağı doğru eğim arttıkça ise kolay ilerleyebiliyordu Mr. Swon. Her yokuşu tırmandığında ve indiğinde yol düzleşince, tamam işte şimdi çıkışı göreceğim kesin, diyordu. Fakat bir türlü o parlak ışığı göremiyordu.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Karanlıkta zaman kavramını yitirmişti Swon. Sadece tünel vardı onun için artık. Dışarıda geçirdiği zamanlar ona çok uzak zamanlar gibi geliyor, erişilemez bir hayalin ürünleri olduğunu düşündürüyordu. Çantasını ve kıyafetlerini kaybetmişti. Yapayalnız hissediyordu kendisini. Bu engellerle dolu tünelde umudunu kaybetmeye yaklaştığı anlarda, onu karanlıktan koruyan ve yüzünde bir tebessüm emaresi uyandıran, parkın ağaçlı yolundan geçerken mırıldandığı şarkıyı yüksek sesle söylüyordu.   &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Bir insanın çocukluktan sonra girdiği ergenlik ve arkasından gelen yetişkinlik sürecinde, kaybettiği değerleri ve verdiği çabayı Mr. Swon'un hikayesi şeklinde okudunuz.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-4228475596480166187?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/4228475596480166187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=4228475596480166187&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4228475596480166187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4228475596480166187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/07/mr-swon.html' title='Mr. Swon'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm2.static.flickr.com/1178/1183780303_1734b59294_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2507637635930360212</id><published>2009-07-07T02:35:00.005+03:00</published><updated>2009-07-07T18:32:31.533+03:00</updated><title type='text'>o/</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SlKLPrIZDLI/AAAAAAAAADg/UShyf7Lz2Do/s1600-h/karak%C3%B6y.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SlKLPrIZDLI/AAAAAAAAADg/UShyf7Lz2Do/s320/karak%C3%B6y.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355496008289160370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yardım etmek isteyip de elinden bir şey gelmemesi, gerçekten fena bi duygu. Sanki karşımda Karaköy İskelesi batıyor ve benim tek yapabildiğim, gece yarısı batışını izlerken sigaramın dumanını havaya salmak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2507637635930360212?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2507637635930360212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2507637635930360212&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2507637635930360212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2507637635930360212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/07/o.html' title='o/'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SlKLPrIZDLI/AAAAAAAAADg/UShyf7Lz2Do/s72-c/karak%C3%B6y.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-4402895650144473457</id><published>2009-07-05T21:48:00.008+03:00</published><updated>2009-07-05T23:21:05.116+03:00</updated><title type='text'>don't let me down</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://wwwdelivery.superstock.com/WI/223/1557/PreviewComp/SuperStock_1557R-22013.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 350px; height: 225px;" src="http://wwwdelivery.superstock.com/WI/223/1557/PreviewComp/SuperStock_1557R-22013.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Diş macunu ne güzel bir şey. Yok hayır, aromasından falan değil, ben onun kişiliğini seviyorum. Bir kaç gün önce her gece olduğu gibi, yatmaya üşenemeyecek kadar uykum geldiğinde çişimi etmek ve dişlerimi fırçalamak(eş zamanlı yapmıyorum tabi) için banyonun yolunu tuttum. Çevreme dikkat edemeyecek kadar uykusuz olmadığım gecelerden biri olmalıydı. Seksi yeşil diş fırçamın ucuna diş macunu sürme vakti geldiği zaman dış macunu tüpünün, üzerine oturulmuş güneş kremi tüpüne akrabalık derecesinde benzer bi halde bulunduğunu farkettim. "Tüh, kalmamış lan, yarın yeni bi' tane almayı unutmayayım bari" diye küçük bi' iç geçirdim. Tüpün acınası şekline rağmen şansımı denemek istedim yine de. &lt;i&gt;Fışıyt &lt;/i&gt;diye bastırdım ümitlerimi canlı tutmamı sağlayacak tek yer olan tüpün ucuna yakın yerine. Bastırınca ihtiyacımı karşılayacak kadar macun çıktı dişarı(dışarı nesnedir, dışarıya ise dolaylı tümleç - &lt;i&gt;Pratik Dil Bilgisi&lt;/i&gt;). Sersemlemiş haldeki yüzümün karşımdaki aynada aldığı mutlu ifadeyle aramdaki kısa bakışma geçince daha fazla vakit kaybetmeden seksi yeşil diş fırçama nazikçe sürdüm macunu ve dişlerimi fırçaladım.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;Ertesi gün yine aynı vakitlerde biyolojik saatimin alarmı bana yatmam gerektiğini hatırlatırcasına beynimde çalmaya başladı. Alarmı kapatmak için banyoya doğru yola koyuldum, saatim de mesajı aldığımı anlayıp sustu ve yatmadan önceki işlerimi halletmem için gerekli enerjinin bedenimde dolaşmasına izin verdi. Aynanın önüne geldim. Tipime baktım. İçimden, hım tıraş olayım lan bi ara, diye geçirdikten sonra ellerimi yıkadım. Böyle iyice köpürttüm. İyice köpürmezse içim rahat etmiyor benim. Köpür köpür oldu ellerim ve duruladım ellerimi. Ardından sabunun üzerindeki köpükleri de suyla sabun yüzeyinden uzaklaştırdım. Elime seksi yeşil dış fırçamı aldım.İşte o zaman, puzzle'ımı çerçeveletmek, kitaplığımı düzeltmek, kendime pantolon almak gibi o gün içinde yapmam gereken ama unutkan bi insan olduğum için yapamadığım şeylerlerden oluşan listedeki maddelerden birinin de yeni diş macunu almak olduğunu anladım. "Tüh ya n'apcam ben şimdi" diye bi üzüntü bulutu geçti önce kafamın içinde. Sonra birden aklıma tüpün bana dün yaptığı iyilik geldi. Belki tekrar aynı iyiliği görebilirim diye düşündüm. Yüzsüzce, çekine çekine aynı noktadan, tüpün ağzına yakın yerdeki son macun kalıntılarının olabileceğini düşündüğüm yerden, tüpe baskı uyguladım. Ve yine aynadaki o mutlu adamı görmeme neden olan şey gerçekleşti ve seksi yeşil dış fırçamın gerekli miktardaki diş macunuyla düzeyli bir beraberlik yaşamasına izin verdim. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugüne kadar, günler boyunca bu olay her gece tekrarlandı. Ne zaman "tamam ya, artık kesin bitmiştir, içinde hiç kalmamıştır" diye düşünsem o beni yanılttı ve beni orada öylece macunsuz bir durumda bırakmamak için elinden ne geliyorsa ortaya koydu ve o gereken macunu zorlanarak da olsa verdi. Ne kadar zor durumda olursa olsun, 1 hafta boyunca yeni diş macunu almayı aklında tutamayan beni yalnız bırakmadı, yardımıma koştu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arkadaş dediğin de diş macunu gibi olmalı işte. Seni asla yalnız bırakmamalı, yardıma ihtiyacın olduğunda kendisi ne halde olursa olsun sana destek olmalı, seni hayal kırıklığına uğratmamalı. Çevremde böyle insanların var olduğu ve ne durumda olurlarsa olsunlar yine de ellerinden ne geliyorsa yapacakları fikri aklıma geldikçe hafif bir tebessüm beliriyor yüzümde. Dişlerimi fırçalarken arada sırada aklıma gelen bu ve bunun gibi düşünceler, gecenin bi saatinde de olsa lavabonun başında aynada kendime bakarken tebessüm etmemi ve ağzımdan köpüklerin yer yer dışarı çıkmasına neden oluyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-4402895650144473457?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/4402895650144473457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=4402895650144473457&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4402895650144473457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4402895650144473457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/07/dis-macunu-ne-guzel-bir-sey.html' title='don&apos;t let me down'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2595975018808466608</id><published>2009-07-03T02:28:00.006+03:00</published><updated>2009-07-03T03:29:06.693+03:00</updated><title type='text'>Pasta</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Yaz aylarının bize tatsız bir armağanı olan sıcak havalar yüzünden bitkin düşmüştük. Ellerimde almaya niyetli olmadığım ama alınca kendimi mutlu hissettiğim, bi yığın şeyi barındıran poşetler vardı. Belki görüntüsünden, belki de sesinden dolayı ruhumuza su serpiyormuş hissi yaratan küçük havuzun kenarındaki masaya oturduk. Konuştuk. Her iki insanın bir araya gelince belli bir dakikadan sonra yaptığı gibi biz de çevremizdeki insanlar hakkında konuşmaya başladık zaman ilerledikçe. Bazen pek tanımadığım, bazen ziyadesiyle tanıdığım, bazen de asla tanıyamayacağımı anladığım kişiler hakkında konuştuk. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Elma şekeri yemeye benzer insanlar hakkında konuşmak. Kısa bir konuşmanın ardından şekerle kaplı yüzeyleri biter ve geride elmayla baş başa kalırız. Biz de insanların şekerli kısımlarını bitirmiş, geriye sert elmaları bırakmıştık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şekeri yemesi kolaydır. Yalayarak halledersiniz. Ama elmada dişlemeniz gerekir. Biz de dişlemeye başladık. Sohbet daha da  koyulaştı. Bazı insanların üzerinden geçerken onların ne kadar manasız ve saçma davranışları olduğunu fark edip, bu kişileri ve yaptıklarını, kınayan sözler eşliğinde, kafamın "cık-cık-cık"  köşesinde konuk ediyordum. Konuk sayısı arttıkça, kafamda da adeta bir puzzle'ın birleştiği gördüm. Her bir "cıkcıkcık'lanacak" davranış, kınanacak hareket bu puzzle'ın ayrı bir parçasıydı. Konuşma devam ettikçe parçalar yerlerine oturmaya başladı. Önce kenarları, sonra da daha iç kısımları bir araya geldi puzzle'ın. Sonlara doğru yaklaştıkça çıkan resme daha dikkatli bakmaya başladım. Heyecanlanmıştım. Bir yerden tanır gibi oldum. Son parça da yerine oturunca resim tamamlanmış oldu. Evet, gerçekten de tanıyormuşum. Ortaya çıkan resim bendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2595975018808466608?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2595975018808466608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2595975018808466608&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2595975018808466608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2595975018808466608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/07/pasta.html' title='Pasta'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-212614495890357831</id><published>2009-06-23T21:02:00.004+03:00</published><updated>2009-06-23T21:31:36.347+03:00</updated><title type='text'>Ekşın!</title><content type='html'>Bildiğiniz üzere, ufak tefek, minik şeyler genelde sevimli olurlar. Civciv'dir, oyuncak ayıdır, vs. vs... Bu genelleme içinde bakınca, mini kelimesini barındıran minibüslerin de, dolayısıyla minibüsçülerin de şirin olmaları gerekir. İş teoride böyleyken, pratikte bambaşka oluyor. Mini mini, yanakları sıkılası, saçları okşanası şeyler olmaları gerekirken, bütün minibüsçüler "ağır abi" kavramının değişmez modelleri olarak yer edinmişler belleklerimizde.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Toplum bizi, elimizde olmayan bir şekilde, farklı rollere sokuyor ve bu hayat sahnesinde oynamaya zorluyor. Tamam, oynayacağımız rolü belirleyemiyoruz ama bu rolün oyundaki etkisini belirlemek bizim elimizde. Demem o ki, içinde bulunduğumuz şartlar dahilinde elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"K&lt;span class="Apple-style-span"   style=" border-collapse: collapse;  white-space: pre; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family:Arial;font-size:13px;"&gt;üçük rol yoktur, küçük aktör vardır."  (hayır, minibüslere bi takıntım yok)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-212614495890357831?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/212614495890357831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=212614495890357831&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/212614495890357831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/212614495890357831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/06/eksn.html' title='Ekşın!'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7862500486526533874</id><published>2009-06-23T21:00:00.003+03:00</published><updated>2009-06-23T22:10:50.660+03:00</updated><title type='text'>Taşındık</title><content type='html'>Yaklaşık 1 buçuk yıldır devam eden site temasını değiştirdim. Büyük yardımı olan alan a teşekkür eder, artık okurken gözlerinizin yorulmamasını temenni ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7862500486526533874?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7862500486526533874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7862500486526533874&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7862500486526533874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7862500486526533874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/06/tasndk.html' title='Taşındık'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3253368629024148220</id><published>2009-06-19T00:09:00.011+03:00</published><updated>2009-06-21T20:32:30.815+03:00</updated><title type='text'>Ben Bugün Bunu Oldum</title><content type='html'>Gece geç yatıp, erken kalkmanın etkisiyle, çıktığım sokakta sendeleyerek ilerledim. Minibüse binecektim. Durakta yerimi aldım. Enva-i çeşit renkteki araçların oluşturduğu trafikte gözlerim o büyük beyaz puntolarla yazılmış, minibüs bekleyenleri gülümseten, küresel ısınma takıntılıları hüzünlendiren o "KLİMALI ARAÇ" ibaresini aradı yolun kenarından. 10 dakika geçmiş ve hala hiçbir klimalı araç görememiştim. Sonunda, yuttuğum egsoz dumanı ve beynimle "tanışabilir miyiz bağyan" diyerek söze giren tatil yöresi insanının aradığı cinsten bi münasebete girmeye çalışan güneş, beni bu bekleyişimden vazgeçirdi. Nispeten boş gördüğüm ilk mavi-başlıklı minibüse biniverdim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir elimle her zamanki pis metal kokusunu üzerinde barındıran, sarı demirlerden birine tutundum. Özenle önce en küçük paraları toplayarak oluşturduğum ücretimi, " bir kişi Acıbadem" diyerek şoföre (otobüsteki haline kaptan diyoruz) uzattım. Uzatılan elde, yıpranmışlığın, emeğin, yılların yorgunluğunun ve taze silinmiş bir sümüğün izlerini gördüm. Kararan avuçiçlerinin devamında yukarı doğru kıvrılan, sigara tutmak için özel çukurların oluştuğu parmakların meydana getirdiği o ilginç çukur yere parayı bıraktım. Bu pozisyon paraları yarım metre geriden bile düşürmeden alabilmeyi sağlıyordu. Dolmuşların ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıkıp, yılların getirdiği tecrübelerle kusursuzluğa ulaşmış ve şimdiki halini almıştı bu hareket. Ters kepçe diyorum ben  bu şekle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol sıkıcı olduğu için, paraların konulduğu beyaz kül tablalarının bulunduğu o çıkıntıya doğru yaklaştım. Burada, arkadan gelen paraları şoföre uzatıp, para üstlerini doğru verip vermediğini takip ederek zaman öldürüyordum. Bir süre sonra götüme temas eden götlerin sayısının artmasından, minibüsün artık insan olmanın gerektirdiği doluluk sınırını aştığını anladım. Şoför kül tablalarının olduğu o büyük şeye oturmamı söyledi. Oturunca bi rahatlık çöktü. Dizlerime falan iyi gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturmanın verdiği rahatlığa alışınca, gözlerim, hemen önümde duran teyzenin ilginç çiçeklerle bezenmiş sarı elbisesine takıldı. Hipnotize olmuştum adeta. Aman tanrım ne desendi o öyle. Yavru ceylanı yemek için ağzını açmış aslana benzer yaprakların ve kuş bokunun düştüğü yerde bıraktığı o şekilsiz lekeyi andıran beyaz çiçeklerin oluşturduğu, gözlerinizi üzerinden alamadığınız garip bi desendi. Bu rahatsız edici derecedeki derin odaklanışımı, "bir kadıköy lütfen" sesi bozdu. Oha, çiçek deseni konuşmuştu! Bir olağanüstülük olduğunu sezmiştim bu şekilsiz çiçeklerde. "pardon, kadıköy uzatır mısınız" dedi çiçek. Sonra omzumda bir parmak hissettim. Yavaşça kafamı kaldırdığımda konuşanın çiçek değil de, onu giyen teyze olduğunu gördüm. "ta, ta,ta-bi" dedim. Parayı aldım ve 30 santim yanımdaki şoförün ters kepçe pozisyonundaki eline koydum. İşte her şey o zaman başladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlerleyen saniyelerde binen bütün yolcuların paraları bana uzatılmaya başlandı."buradan 2 kadıköy, şundan 1 hastane,  &lt;i&gt;Göztepe Köprüsüne gelince haber verir misiniz_?..." &lt;/i&gt;istekler yağıyordu üzerime. Şoförün bıyık altından pis bi gülümsemeyle aynasını düzelttiğini gördüm. Olanları yeni anlıyordum. Fasulyeden minibüsçü olmuştum. Tamamen isteğimin dışında yüklenmiştim bu vazifeyi ama olmuştu artık, kül tablası çıkıntısındaydım bi kere, kaçış yoktu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sistemi kısa sürede çözdüm. İzlediğim mafya filmlerinde gördüklerime benziyordu biraz. Kirli işleri ben yapıyordum, ama tüm otorite ondaydı (o = şoför). Herkes bana uzatıyordu ama arkadan vermeyen kaldı mı esprisini o yapıyordu. Paralar önce benim elime geçiyordu ama akabinde ona iletiyordum. Tüm sesi kısık amcalara " Pardon, neresi demiştiniz_?" diye ben soruyordum. Aracı o durduruyor, yolcuları o alıyordu. Ben işin muhasebe ve halkla ilişkiler kısmındaydım. Zordu işim. Verilen paraların neresi için olduğunu aklımda tutmam gerekiyordu. Yeri geldiğinde "bostancı sapağında inecek var mı" gibi soruları seksi hafızamdan çıkardığım bilgiler ışında cevaplıyordum. İşin zor kısmı halkla ilişkilerdi. Boşalan yerlere hanımları kanalize ederken, erkeklere öncelik vermeleri gerektiğini hatırlatan küçük işaretler gönderiyordum.  Tüm bunları yaparken de kafamı her çevirdiğimde o çiçek desenli giysinin renkleri ve şekilleri içinde bilincimi korumaya çalışarak büyük bir irade örneği gösteriyordum (O teyzede bi gariplik vardı, hissediyordum). Teşekkürleri, önemli değil, rica ederim gibi kelime öbekleriyle ustaca cevaplandırıyordum aynı zamanda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Küçük açıklamam geldi-&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Rica ederim" futboldaki uzun pasla çıkılan kontra atak gibidir. Ne zaman koşmaya başlayacağınızı iyi ayarlamanız gerekir. Hareketlenmek için geç kalırsanız, gelen topa yetişemezsiniz. Ama çok erken hareketlenirseniz de ofsayt'a düşersiniz. Teşekkürün akabindeki "Rica ederim"de de ayarlamanız gereken şey sesinizin şiddeti. Eğer çok yüksek sesle söylerseniz, "o kadar para uzattık, teşekkür etcen herhalde, kıçımdan ter aktı onu uzatırken benim" gibi anlaşılır (ofsayt durumu). Yok böyle değil de, kısık sesle söylerseniz karşınızdaki duymaz ve "senin teşekküründen ne olcak, etken ekime kadar etmesen ..." gibi algılanır. Sesi duyulurla duyulmaz arasında tutmak zorundasınız. Karşınızdaki bir şey dediğinizi duyacak ama tam da anlamayacak. Zor iş gerçekten. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-&lt;i&gt;Son-&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kısa açıklamadan sonra kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Geçen 10 dakikanın ardından kendimi özel hissetmeye başlamıştım. Karşımdaki insanlara benzemiyordum. Ben farklıydım. Ben oturuyordum, hem de erkek olmama rağmen gelen yaşlılara yer vermek zorunda değildim! Çünkü oturduğum yer, aynı zamanda beceri ve disiplin isteyen bir görevi de omuzlarıma yükleyordu. Kimseye veremezdim yerimi. Artık ellerimde metal tutunma çubuklarının pis kokusu yoktu. Onun yerine paranın pis kokusu vardı. Herkes ileride uzanan yola bakarak ilerlerken, ben genel asayişi ve uyumu sağlamak için yolculardan gözlerimi ayırmıyordum. Para üstlerini kontrol ediyor, 2 kişi binip bir kişi uzatanları uyarıyor, fortçulara göz açtırmıyordum. Camları açık tutup, çocuklara kafalarını uzatmamalarını tembihliyordum. Paraları ters kepçe manevrasıyla alıp, para üstlerini, bozuk para ise büyükten küçüğe sıralayıp iki parmağımın arasında sıkıştırıp veriyordum. 40 yıllık minibüsçüden daha minibüsçü olmuş gibiydim.O iğrenç terle karışık osuruk kokusu bile artık rahatsız etmiyordu beni. Burası iyisiyle kötüsüyle benim hükümranlığımdı. Tüm yolcular  ise tebamdı. ( Sarı elbiseli teyzeyi tenzih ederim. Onda bi gariplik vardı.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kadıköy'e yaklaştıkça minibüs boşalmaya başlamıştı. Ortamda artmaya başlayan O2 miktarı beynime zuhur ederek bilincimi az da olsa açtı. İşte o an bu rüyadan sıyrılmam gerektiğini çünkü Acıbadem'e gelmemize çok az kaldığını farkettim. Peki minibüs'ü nasıl bırakacaktım. Bensiz şoför nasıl 50 lirasını bozduracak birini bulacaktı_? yada da tüm o karmaşık para işlerini düzene sokacaktı. Ondan da öte, bu mevkiyi ben dişimle tırnağımla kazanmıştım. Bunca emek bir hiç uğruna mıydı_? Ayrılık zordu, biliyordum ama beni bekleyen insanlar vardı ve onları özlemiştim. İnmem gerekiyordu. Buruk bir şekilde "Abi üstgeçitte..." dedim. Gerisi gelmedi. Başım öne eğikti. Onun yüzündeki hayal kırıklığını görmek istemiyordum. Araç durdu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kapı pısss'ladı. Adımı son basamağa atınca arkamı dönüp son bir kez baktım. Gördüğüm şey ise, pis sırıtışıyla aynasını düzelten bir şoför ve kül tablalarının önünde tüm heybetiyle dikilen, oturduğu yere alışmaya çalışan sarı üzerine garip çiçek desenli bir elbiseydi. O teyzede bir gariplik vardı. Bunu biliyordum. Ve minibüsçülük içgüdelerim yanıltmıyorsa benim işimi sürdürebilecek tek kişi o olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıdan ne çıkardık:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Okulda teşekkürü cevaplamak, oksijenin kıt olduğu durumlarda beyin fonksiyonlarımızı normalde tutmak için neler yapmalıyız gibi nice, günlük hayatta can kurtaracak bilgi verilmiyor.&lt;br /&gt;- Makam, mevkii falan boş işler. Kişi ne oldum değil ne olacağım demeli. İş hayatında veya okulda bizi önemli kılan ismimiz olmalı, onun başına gelen ünvan sıfatları değil. O sıfatlar zamanla gidecektir, kalıcı olan ismimizin taşıdığı değer olacaktır.&lt;br /&gt;- Acıbadem aslında çok kolay bi yer, yeter ki gitmek istediğin yeri tarifine uygun şekilde ara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı hakkında ne demişler:&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;&lt;i&gt;(Bu kısım yazıya yorum yapmaya üşenen okurları teşvik için oluşturulmuş olup, gelen eleştirilerin yayımlanması amacıyla konulmuştur)&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3253368629024148220?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3253368629024148220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3253368629024148220&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3253368629024148220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3253368629024148220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/06/ben-bugun-bunu-oldum.html' title='Ben Bugün Bunu Oldum'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2771645573704404429</id><published>2009-06-16T02:38:00.007+03:00</published><updated>2009-06-21T21:07:01.844+03:00</updated><title type='text'>Var Mısın Yok Musun_?</title><content type='html'>Bu satırları odamın derin sessizliğinde yazıyorum, dememek için müzik açtım. Önümdeki tabakta, bu saate kadar yenilmedikleri için suratlarını astıklarını düşündüğüm kirazlarıma bakıyorum göz ucuyla. Teker teker yiyip, çekirdeklerinin iyice temizlendiğine emin olana kadar ağzımda tutuyorum her birini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her bir somurtuk kiraz tanesini ağzıma attığımda, acaba sorusu geliyor aklıma ister istemez. Acaba içinde kurt var mıdır_? Çiğnemeye başlayınca birden geçiveriyor endişem, derin bi rahatlama çöküyor üstüme. Derste küfredip, öğretmen tarafından duyulmuş mudur diye kafasını kaldıran ve öğretmenin tahtada yazmaya devam ettiğini gören bi öğrenci kadar rahatlıyorum; dışarıdan gelen kaza sesi üzerine, lüften benim arabam olmasın dilekleriyle cama koşup, arabasını kazadan uzak olan yerde, sapasağlam gören bi baba kadar rahatlıyorum; otobüste otururken, yaşlı teyzenin bindiğini farkedip, teyzeye onun yanına gelmeden başka biri tarafından yer verildiğini gören uyuşuk bir günümüz genci kadar rahatlıyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu endişe ve rahatlama döngüsünün nedeni, bundan seneler evvel, teyzemin ısırdığı kirazın içinden, memur tipli gariban bir kurtçuğun, trafikte arkadan çarpan sürücünün mahçupluğu ve naifliğiyle kendini göstermesiydi. Evi parçalandığı için bir parça sinirlenmiş ama hala hayatta olduğu için de şükreder bi hali vardı kurtun. Hatta kurtçuğun diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o zaman yerleşti bu korku içime. Korku da denemez ya, endişe.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaten pek meyve seven biri değilimdir. Bu korku, yok yok, endişe diyelim, işleri daha da kötü yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevye seven bi insan ne güzel insandır halbuki. Yanakları her daim kırmızı, yazın cepleri erik dolu, kışları çantasında elma vardır onun. Sevilesi, örnek alınasıdır pek çok zaman. Çocukluğunda karpuz çekirdeği fırlatmak için genişleyen yanaklarını ömrü boyunca gururla taşır, makas alınmak istendiğinde, mahcup bi gülümsemeyle uzatır yanağını. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Önyargının kötü olduğu sonucunu çıkardım ben bu kısacık olaydan. Sizce de öyle değil mi_? O gün o kurtçuk abiyi görmeseydim, belki şimdi daha bi hapur hupur kiraz yiyor, bu yüzden de meyvelerle olan seviyeli ilişkimi, baya laubali, senli benli bi hale getirirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta çok oluyor bu bana. Küçükken ne zaman bi kalem almaya niyetlensem, yanımdaki çocuklardan biri o kalemlerden daha önce kullanmış olurdu. "ben, benim anneme söylicem, arkası kırmızı, önü mor olan kalem, bi de üzerinde batman olan silgi aldırcam ben" O zamanlar özneyi yeni öğrendiğimiz için, babamızın malı gibi cümlelerde bol bol kullanır (annenin doldurduğu yemek tabağı misali), bana mısın demezdik, cümlenin içine ederdik ama mutlu olurduk. Çünkü derste gördüğümüz bişiyi uygulama fırsatı geçmişti elimize. Sorduğum arkadaşım kesinlikle ikisini de daha önce kullanmış olur, en azından beni ikna edebilecek kadar uydurma yeteneğine sahip olurdu. "Ya o kalem elini boyuyo, sonra çıkmıyor sittin sene" Sittinin de küfür olduğunu sanıyor ve argo ihtiyacımızı görüyorduk. Örnek verelim; "ben senin sittin sene, o öğretmen çok sittin sene!" vb... Peki silgi alırım o zaman sadece, deyince de; o silgiler çabuk parçalanıyor, ben aldım atomlarına ayrıldı, gibi bi cevap gelirdi. Atom da o zamanların en moda kelimelerindendi. Atomu karıncaların ürettiğini düşünürdük bu yüzden de karıncalara saygımız vardı. Bu teori atom karıncadan temel alınarak geliştirilmiş fakat imkansızlıklar yüzünden test edilememişti o yıllarda. Sonra ettik ama, yokmuş öyle bir şey. Eve gidince annem bana, hadi kırtasiyeye gidilem derdi. Ben yılların tecrübesi ve Emin'in gazlamasıyla baya bi bilgi yüklü olduğumdan anneme, hıh dercesine bi bakış atar, deterjan reklamındaki Ayşe öğretmenin kendisine yazdığını düşünen çocuğun edasıyla, anne ya onlar el boyuyooo, ben istemem, diğeri parçalanıyor, ben, sen alma onlardan, biz, siz, onlar... falan diye öznelerle devam eden bi vazgeçme cümlesi kurardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle böyle, başka insanların tecrübelerinden bana geçen bi korku baş gösterdi bende. Baş göstermedi, kafası girdi resmen. Bu korkular önyargıları doğurdu. Pek çok girişimimi belki bu yüzden baltaladım kendi ellerimle. Halbuki herkese aynı şey mi olacak, o yandı diye benim de mi başım yanacak sanki o işten. Al işte, bi tabak kiraz yedim, bi tane kurt, bırak kurtu, kurtçuk çıkmadı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uzun lafın kısası, anlatmak istediğim şu; o şerefsiz Emin olmasaydı belki ben daha girişimci biri olacak, kırmızı-mor kalemim ve batmanli silgimle başlayan girişimlerime, 10 yıl sonra kendi holdingimle devam edecektim. Kısmet tabi bunlar. Bilemeyiz. He bi de, önyargı kötüdür, yapmayın sakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Acaba bu kirazda var mıdır kurt...&lt;br /&gt;Oh yokmuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba bu kirazda var mıdır kurt...&lt;br /&gt;Oh yokmuş...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Acaba bu kirazda var mıdır kurt...&lt;br /&gt;Oh yokmuş...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2771645573704404429?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2771645573704404429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2771645573704404429&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2771645573704404429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2771645573704404429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/06/var-msn-yok-musun.html' title='Var Mısın Yok Musun_?'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-4471248512808031444</id><published>2009-06-14T18:50:00.004+03:00</published><updated>2009-06-21T21:14:13.824+03:00</updated><title type='text'>Turuncu Gofret</title><content type='html'>İhanete uğramak çok ağır bi duygudur. Acı demiyorum. Ağır bi duygudur. Acı duygular farklıdır. Acı duygu yaşandığında, göğsünüz jiletle kesilmiş gibi olur. Başta bir şey belli olmaz. Sonra kan akmaya başlayınca anlarsınız her şeyi. Acı da birden patlar. Ama yarayı kapatmak mümkündür. Sevenlerin yardımıyla olsun, maddi olanaklarla olsun, bi şekilde kapanır o yara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır duygu bundan bambaşkadır. Ağır duyguda sanki sırtüstü yatarken göğsünüze bi ağırlık konulmuş gibi olur. Sıkışırsınız. Belli bi acı baş göstermez ama o bişiyin altında kalma, çaresiz olma hali çok daha fenadır. İşin kötüsü çoğu zaman kollarınızda o yükü kaldıracak gücü de bulamazsınız. Derdinizi anlatamazsınız. Baskı artar. Çünkü anlatabilseydiniz, yükü kaldırmak için başka kollar da yardıma gelirdi. Ama anlatamazsınız. Sorunun ne olduğunu, çözümün ne olduğunu, hatta bi sorunun olup olmadığına bile karar veremediğiniz için yardım isteyemezsiniz. Çok bok bi durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan 10 sene önceydi. O zamanlar ilkokul 2. sınıfta dakikada 27 kelime okuyan, düz çizgi çizmeyi büyük başarı sayan, blok flütün tüm müzik aletlerinin atası olduğunu sanan, power rangersların yayımdan kalkmasının acısını yeni yeni atlatmaya çalışan küçük bi Mustafaydım. Küçük bi Mustafa bile değildim. "küçük mustafa" idim. Harfler arasındaki hiyerarşiye karşı olduğumdan dolayı M'yi sevmez, m ile yazardım adımı. Maksat küçük harfler üzülmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukken üzülmesini istemediğiniz şeyler cansız varlıklarken, büyüdükçe düşünebilen, konuşabilen şeylere kayıyor merhamet duygumuz. Önceleri silgimin kopmasına üzülürken, ilerleyen yıllarda kedilerin üşümesine, şimdilerde ise insanların üzülmesine üzülüyorum. Evet, insanların üzülmesi çok üzücü bişi benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha silgiye üzülen safhadan kediye üzülen safhaya geçiş yaptığım yıllardı 2. sınıf yıllarım. Nedense bir türlü unutmadığım bir ihanet yaşamıştım. Belki de ilkokul dendiğinde aklıma gelen 2 şeyden biri bu olabilir. Diğeri de 5. sınıfta, sınıflar turnuvasında attığım goldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taha diye bir arkadaşımız vardı. Sınıfın reisi olan, öğretmene ilk kez hocam diyen, derste konuştuğu için sürekli kulağı çekilen ama iyi top oynadığı için de üzerinde delicesine otoriter olmasını sağlayan bi liderlik aurası saçan çocuklardandı. Herkese istediğini yapar ama siz " Taha ya" deyip küçük bi itiraz ortaya koyabilirdiniz en fazla. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bizim sınıfımızda 5 yıl boyunca uygulanan; hala aklıma geldikçe hayran kaldığım, imece'nin atası olduğunu düşündüğüm ama daha sonra imecenin aslında daha farklı bişi olduğunu öğrenip, atası olmadığını farkettiğim ama hayranlığımı devam ettirdiğim bir beslenme saati organizyonu vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulda ilk tenefüs 20 dakikaydı ve bu sürede ilkokul çocukları beslenme saati uygulaması yapardı. Ortaokulda ise bu uygulama, öğle tenefüsü kantin uygulamasına dönüştü. Yaz saati-kış saati misali. Olay şuydu: Hergün bir çocuk, tüm sınıfın beslenme saati ihtiyaçlarını karşılardı. Yani herkese tost-meyve suyu alırdı. Ya da yakınındaki bi süpermarketten halley-caprysun olayına girerdi. Kimin alacağı ise sınıf listesinden takip edilirdi. Bence harika bi sistemdi. Bir gün bir arkadaşımız herkese çokonat, nam-ı diğer, turuncu gofret almıştı. Ben annemin sabah hazırladığı kahvaltının tokluk etkisiyle gofretimi, ileride evin babasının işleri bozulursa diye bi kenara sürekli para koyan anne gibi sıramın altına koymuştum ve 20 dakikalık tenefüs bana kaldığı için de bahçede çılgınlar gibi, büyük abilerin top oynamasını izleme sporunu yapmaya gitmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonraki dakikalarda elinde turuncu gofretiyle Taha çıkagelmişti bahçeye. Pis pis sırıtıyordu. Bir Galatasaraylının Fenerbahçenin avrupa maçlarında kaybetmesi karşısında, üzüldüm ne de olsa Türk takımıydı diye geyik yapması ama içindeki sevinçten dolayı dudağının kenarının kıvrılmasıyla oluşan ikiyüzlü gülümseme gibiydi bu adeta. O anda bi karanlık çöktü ruhuma. Yoksa bu benim, o kötü günler için sakladığım turuncu gofret miydi? O zamana kadar sadece, iyi yürekli çocukların, inançları sayesinde basketbol turnuvalarında şampiyon oldukları, Kanald'de pazar günleri yayımlanan çocuk filmleriyle büyümüştüm. Böyle bi adiliğin başıma geleceğini düşünmemiştim hiç. Çünkü iyilerin başına kötü şeyler gelmezdi. Tamam, bi keresinde bi arkadaşıma salak demiştim, ama bu beni çok da kötü biri yapmazdı. Peki o zaman neden böyle bir şey gelmişti başıma_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taha yanıma yaklaştıkça, gofretim daha da azalıyor, ağzının kenarına yayılan çikolata izleri, ruhumun üzerini örtüyor, içeri ışık girmesini engelliyordu adeta. Ve yanıma geldi. "Taha o benim gofretim mi" diye sordum, cevabının hayır olmasını tüm kalbimle dileyerek. "Evet" yanıtı geldi, ağzında çıtırdayan fındıkların sesinin arasından. İşte ağır duygunun nası bir şey olduğunu o zaman anlamıştım. Acı bir duygu değildi bu. Batman'imin kolu kırıldığındaki duygu gibi değildi bu. Daha farklıydı. Kesmiyordu, eziyordu göğsümü. İhanetle tanışmıştım. Ve kendisini hiç sevmemiştim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;"Keşke yemeseydin Taha" dedim. Onun cevabı ise sadece omuz silkmek oldu, zilin çaldığı ve beraberce sınıfa doğru çıkmaya başladığımız zaman.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-4471248512808031444?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/4471248512808031444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=4471248512808031444&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4471248512808031444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4471248512808031444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/06/turuncu-gofret.html' title='Turuncu Gofret'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-626544565568629254</id><published>2009-06-13T00:01:00.002+03:00</published><updated>2009-06-13T00:09:47.498+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Dizlerim ağrıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-626544565568629254?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/626544565568629254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=626544565568629254&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/626544565568629254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/626544565568629254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/06/dizlerim-agryor.html' title=''/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-6002421947369245061</id><published>2009-05-26T17:56:00.003+03:00</published><updated>2009-05-26T18:27:27.731+03:00</updated><title type='text'>Geldi Bahar Ayları</title><content type='html'>Son yazımın tarihine baktım da, ne kadar zaman geçmiş. Obama falan demişiz. Sabahları üşüdüğümüz, okul dönüşleri terlediğimiz günlerdi. Bayağı olmuş be. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sınav haftası geldi yine. İlginçtir, şimdiye kadar pek bi zaiyat vermedik. Kör topal ilerliyoruz sınavlar arasında. Birisine basacağız, patlayacak mayın misali ama bakalım ne zaman.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Otobüs durakları taşınmış. 1 hafta otobüse binemedim. Otobüsümü bulamadım çünkü. Neyse yenilik güzeldir. Arada yapmak lazım gelir. Siz de yapın. Mesela bu gece yatağınızda ters yatın. Ayakucuna kafanızı koyun. Dediğim gibi, değişiklik iyi güzeldir, iyi gelir bünyeye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl ilkbaharı atladık gibi oldu. Sonbahar-kış-sonbahar-yaz oldu birden. Mevsimler de sapıttı. Hava ısındıkça ısınıyor, güzelleştikçe güzelleşiyor. Evde kalmak lazım gelirken, dışarıya çıkmak istiyor deli gönül, dışarı çıkınca da, eve hasret duyuyor sıcaktan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sergiler, konserler başladı İstanbulun her köşesinde. Fırsat buldukça gitmek gerek. Ben gitmiyorum gerçi de, gidilse hoş olurdu hani. En azından karşıya geçerken bi bahaneyle vapura binmiş olursunuz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İnsanın hayatta, ilk sevdiği şey neyse, ölüme yaklaştıkça da eski sevdiklerini yakınında bulundurmak ister, eskiden yaptığı şeyleri tekrar yapmak istermiş. İlk göz ağrısı işi sanırım böyle bişi. Ben nostaljiyi pek sevmem. Ama öyle diyorlar. Zamanla göreceğiz artık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Blogun da başlığını değiştirdim, farkeden bi kişi yok. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Film indirmek ne güzel iş yahu. Seyretmesi o kadar değil de, indirmesi çok zevkli. Arıyorsun, araştırıyorsun, oyuncularını inceliyorsun, yorumları/puanları falan değerlendiriyorsun, çok güzel. Bi de inerken arada bi yüzde kaçı inmiş diye bakıyorsun. Değişik zevkler. Ama indiğinde, torrent programı "pıng" diye bi ses çıkartıyor ya, sevinçle karışık bi hüzün kaplıyor insanı. Anlatılmaz yaşanır böyle şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar nedense böyle bi keyfim yerinde. Sınavlar başladı, 1 haftadır evden çıkmadım okul dışında, uykuya ayırdığım saat hatırı sayılır biçimde azaldı, eve gelirken yorgunluktan ölmeme rağmen dinlencek vakit bulamıyorum, okulda ilginç şeyler oluyor, insanlar küsüyor, insanlar barışıyor, okul bittiği için uzun bi ayrılık olacak eşdosttan, öss de yavaştan hissettirmeye başladı kendini, dersane denemeleri kötü vs vs uzuyor gidiyor liste. Ama nedense bu aralar dert edemiyorum kendime bunları. Bugün denedim, bakalım canımı sıkabilecek miyim diye bunlarla, yok olmadı. Yeni birşeyler çıkar illa ki yarın, amma ve lakin o zamana kadar keyifli olacağım sanırım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mutsuz olmak tembel adam işi. Çaba sarfetmeden mutlu olamazsın ki. Yani gökten 3 elma düştü falan olayları masallarda bile olmuyor artık.Bunca neşe veren şey varken, neden gözümüzün önündeki güzellikleri görmüyoruz da, ruhumuzun derinliklerine gömülmüş ufak tefek şeyleri gün yüzüne çıkarmak için uğraşığ duruyoruz_? Ben de bilmiyorum valla. İnsanlık hali bu olsa gerek. Akıl sır erdiremiyorsun arkadaş. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Son olarak eskiden beri kulak aşinalığım olan ama sözlerine dikkat edince bayağı hoşuma giden bir şarkıyı paylaşarak bitireyim yazıyı. Bu yazı sadece blog boş kalmasın, bi de ben girmeye gitmeye şifremi unutmayayım diye yazılmış gibi görünse de pek öyle değil. Ara sıcak gibi birşey. Asıl yazılar duruyor taslaklarda kayıtlı olarak da, bu güzel günlerde, onları yayımlayarak can sıkmak ne fena olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Şarkı gelsin; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peter Gabriel - Don't Give Up,  video eski olduğu için clip tatmin edici olmayabilir. Siz sözleri takip etmeye bakın: &lt;a href="http://www.lyricsfreak.com/p/peter+gabriel/dont+give+up_20107494.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.lyricsfreak.com/p/peter+gabriel/dont+give+up_20107494.html"&gt;http://www.lyricsfreak.com/p/peter+gabriel/dont+give+up_20107494.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/uiCRZLr9oRw&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/uiCRZLr9oRw&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-6002421947369245061?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/6002421947369245061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=6002421947369245061&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6002421947369245061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6002421947369245061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/05/geldi-bahar-aylar.html' title='Geldi Bahar Ayları'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3137007145248355220</id><published>2009-04-07T23:37:00.006+03:00</published><updated>2009-04-08T23:03:47.112+03:00</updated><title type='text'>Çizmeli Kedi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SdvCyvGC0BI/AAAAAAAAADA/S9xFl0dMsGo/s1600-h/kedi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 250px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SdvCyvGC0BI/AAAAAAAAADA/S9xFl0dMsGo/s400/kedi.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322061561559437330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; "nasıl anlatsam, nerden başlasam..." ,&lt;br /&gt; &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;demiş&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt; MFÖ  "Bodrum Bodrum" şarkısında. Çok da güzel demiş. Onlar Bodrumu güzel anlatmışlar, bakalım ben de istediklerimi anlatabilecek miyim birazdan. Bakalım...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;  &lt;/span&gt;Barrack Hussein Obama ziyaret etti ülkemizi şu geçtiğimiz günlerde. Hani şu, ten rengi farklı diye dünyaya barış getireceği sanılan, o seçilince bizim de seçilmiş sayıldığımız ABD başkanı. Ben işin siyasal dengeler tarafına bakmıyorum. Zaten baksam da anlamam, anlatamam. İzleyip, anladığım kadarıyla bu Obama büyük adam. Çünkü büyük ülkenin büyük başkanı. O bizim abimiz. Eğer KOBÜler(küçük ve orta büyüklükteki ülkeler), abileriyle iyi geçinirse, diğer mahallelerdeki çocuklar onlara sataşmaz, mahalle maçlarında onlara asla ters bişi söylenemez. Eğer kavga çıkarsa.Topunu da al git, bi daha da olsa gelmem der, resti çekeriz. Biliriz ki bizim sırtımızı dayadığımız büyük abimiz var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Çeşitli şirinlikler yaparız abinin gözüne girmek için. Şunu getir der, getiririz; sen çık ben oynayacağım maçta der, çıkarız; Hilmi'ye küfret, Ali'ye yamuk yapma der, peki abi deriz. Sürekli gönlünü hoş tutmaya çalışırız, ne derse yaparız. Bu arada o da bize çikolata verir; koçsun sen, döversin herkesi, büyüyünce bizle gezceksin der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Obama'nın Türkiye ziyaretinde de bunu gördüm. Her türlü şirinliği yaptık. O da bizi kollayacağına, büyük çocuklardan koruyacağını, bizle ileride arkadaş olacağını söyledi. Biz de onun gözüne girmeye çalıştık. Sevimlilik yaptık. Adamın jipindeki lastiklerin modelini bile anahaber bültenlerimizden duyurduk. Abimizi övdük. Tabiri caizse kıçımızı yırttık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Ama bi varlık var ki şu dünyada, beni benden aldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Yukarıdaki fotoğrafta yer alan kediden bahsediyorum. Obama ve Erdoğan Ayasofyayı gezerken, sütunların dibinde bi kedi görüyorlar ve okşuyorlar. Düşün artık. Obama lan, bu boru mu!? Okşuyor seni! Obama kadar büyük bi abi olmasa da, kendi sokağında sözü geçen bi çocuk da var. O da seni okşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Biz ABD için bu kadar takla atar, imtiyaz verirken, o kedi kılını bile kımıldatmıyor Obama için. Obama seviyor ve gidiyor, kedi istifini bile bozmuyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  Bir kez daha insanların hayvanlar karşısında ne kadar aciz olduğunu farkettim. Sadece kendin için yaşamaktan daha özgür ve insanı mutlu kılan birşey olabilir mi acaba_? Bi de şu kediye nankör derler. Halt etmişler. Bence o kedileri çekemeyen insanların iftirası. Kıskanıyorlar çünkü kedi gibi yaşamayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Eh işte insanlağın 2 önemli cezasından biri bu. "Sosyal olma gereği". Bir diğer ceza ise, "Düşünmek". Düşünmenin nesi ceza derseniz, ne kadar gelişirsek gelişelim, asla ağaç kavuğunda cevizini kemiren bi sincap kadar mutlu olamayacağımızı, çünkü düşünmek zorunda olduğumuzu söylerim. Düşünme konusu da çok uzun mesele vesselam. Sonra değiniriz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3137007145248355220?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3137007145248355220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3137007145248355220&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3137007145248355220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3137007145248355220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/04/cizmeli-kedi.html' title='Çizmeli Kedi'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SdvCyvGC0BI/AAAAAAAAADA/S9xFl0dMsGo/s72-c/kedi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1029710481243208114</id><published>2009-03-20T21:13:00.004+02:00</published><updated>2009-06-17T14:51:36.920+03:00</updated><title type='text'>YILIN OKURU</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/ScPrDrBl96I/AAAAAAAAAC0/iwVQqByC2l8/s1600-h/Untitled.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 174px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/ScPrDrBl96I/AAAAAAAAAC0/iwVQqByC2l8/s400/Untitled.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315350433548859298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;TURUSHAN AKTAY&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;kafam girsin&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1029710481243208114?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1029710481243208114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1029710481243208114&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1029710481243208114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1029710481243208114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/03/yilin-okuru.html' title='YILIN OKURU'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/ScPrDrBl96I/AAAAAAAAAC0/iwVQqByC2l8/s72-c/Untitled.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-609645597995818702</id><published>2009-03-19T23:25:00.006+02:00</published><updated>2009-03-19T23:46:22.213+02:00</updated><title type='text'>Somewhere Over the Rainbow</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/ScK9GX2EzWI/AAAAAAAAACs/ZZU_7uYAmzg/s1600-h/stars-at-dawn-2-pv.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/ScK9GX2EzWI/AAAAAAAAACs/ZZU_7uYAmzg/s400/stars-at-dawn-2-pv.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315018427428293986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana; font-size: 48px; "&gt;Someday&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:verdana;font-size:13px;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;I'll wish upon a star&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;And wake up&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Where the clouds are far&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Behind me&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Where troubles melts&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Like lemon drops&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Away above the chimney tops&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;That's where you'll find me&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-609645597995818702?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/609645597995818702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=609645597995818702&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/609645597995818702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/609645597995818702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/03/somewhere-over-rainbow.html' title='Somewhere Over the Rainbow'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/ScK9GX2EzWI/AAAAAAAAACs/ZZU_7uYAmzg/s72-c/stars-at-dawn-2-pv.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-4626762597505072267</id><published>2009-03-14T23:53:00.003+02:00</published><updated>2009-03-15T00:33:52.070+02:00</updated><title type='text'>Kimyasal Denge</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SbwwjRp3ClI/AAAAAAAAACc/AmIxAu-IlaA/s1600-h/grafik.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SbwwjRp3ClI/AAAAAAAAACc/AmIxAu-IlaA/s400/grafik.bmp" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313175042982873682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; "Mutluluğun resmini çizebilir misin_?" geyiği varıdr hep. Valla ben denedim çizemedim. Çizen olursa görmek isterim. Onun yerine mutluluğun araçlarından biri olan arkadaşlığın grafiğini çizdim ben de. Pek ciddi olmamakla beraber, doğruluğu da ispatlanmamıştır. O yüzden, "yok böyle bişi" diye düşünüyorsanız çok da umrumda değil açıkcası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; Sol taraftaki(A.D) doğru, arkadaşlık derecesini gösteriyor. Diğeri de yanında yazdığı gibi, süre. Dönüm noktalarını rakamlarla belirttim. Şimdi onları açıklayacağım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Bu durum herkes için değişiyor. O yüzden 2 seçenekli yaptım. Kimi insanları ilk gördüğümüzde kanımız ısınır, kimilerine karşı ise bir önyargıyla bakarız. Kırmızı olan önyargı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Bu kısım, tanışdığımız zamanı gösteriyor. Bir nevi arkadaşlığın başlangıcı. İşte burada hızlı bi sürece girer arkadaşlığımız ve hızla tanışır, kaynaşır, samimiyeti ilerletiriz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Zamanla yakınlaşma ivmemiz yavaşlar ve "yavaşlayarak artan ivme" ye geçer iş. Artık daha az yol katederiz. Sayılara dökeyim hatta. Eskiden +10, +10 diye giderken, burdan sonra +3,+2,+2,+1,5 falan diye ilerler. Çünkü artık birbiriniz hakkında bilmediğiniz çok şey kalmamıştır. Kalanlar da öyle bi anda söylenebilecek/farkedilecek şeyler değildir. O yüzden bi yavaşlama olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4) Burası samimiyetin ilk doruğur. Çünkü kimileri birazdan göreceğimiz kırılmayı hafif atlatır ve daha sıkı birbirlerine kenetlenir. Bazıları ise ilk ve tek doruktur... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;5) Heh! İşte burası kırılma noktamız burası. Bu olaya neden olan pek çok şey olabilir: yanlış anlama, büyük bi' kavga, 3. bir kişi, araya konulan uzun bir ayrılık(taşınma vs vs) ve saat geç olduğu için şu an aklıma gelmeyen bir sürü şey. Genelde büyümenin getirdiği bi' hezeyandan kaynaklanır. Burada birden bir düşüş yaşanır. Bir soğuma olur. İki farklı seçenek gelir insanın önüne:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)Taraflardan biri alttan alır/hatasını anlar/araya giren mesafeyi veya engelleri aşar(kafasında en azından)/başkası tarafından barıştırılır vs vs... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;b)Kişiler(en az biri) dik kafalılık yapar/İnceldiği/ yerden kopsun der/artık yorulur ve işin ucunu bırakır/ aslında hata yaptığını anlar vs vs...  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6) Bu "b" seçeneğini seçen kişinin süreci. Artık pek eksikliğini hissetmeye başlamazsınız arkadaşınızın. Bi yerden sonra, bakmışsınız ki, artık sadece merhabalaşan eski iki arkadaş olmuşsunuzdur. Karşılaşmalarınızda da "eski günler nasıldı bea, bi ara bişiler yapalım" geyiği döner. Yaşadım, oradan biliyorum yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Bu da sevdiğim kişi işte; "a" seçeneğini tercih edenin geleceği böyle oluyor. Her ne kadar 4 numaralı doruk gibi olmasa da durumları, ileride azim ve özveriyle eski seviyesine taşıyabilir işi, hatta eskisinden de yükseklere taşır bu doruğu. Tabi her zaman böyle olmaz. Kimi durumlarda ise, arada yaşananlar unutulmaz ve hiçbir zaman herşey eskisi gibi olamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Evet, "Arkadaşlık lan bu, ne saçma şey, bunun da grafiği mi olurmuş" diye düşünebilirsiniz. Fakat benim kafamda buna benzer bir şey var. Manyak mıyım_? Olabilir tabi, aksini iddia etmiyorum. Zaten benim blog'umda da benim saçmalıklarımın olmasından daha doğal bir şey olamaz di mi yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Uykum var, o yüzden yazıyı kontrol etmeden yayımlıyorum. Aysu'ya söyledim. O okuyacak ilk kez. Hataları gösterir artık. Yine de hata buluyorsanız tamamen onun suçu. Gidip uyumasın dil ve anlatım dersinde o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not2: Hala tırnak yemedim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-4626762597505072267?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/4626762597505072267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=4626762597505072267&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4626762597505072267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4626762597505072267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/03/kimyasal-denge.html' title='Kimyasal Denge'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SbwwjRp3ClI/AAAAAAAAACc/AmIxAu-IlaA/s72-c/grafik.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5443583516960328771</id><published>2009-03-13T22:54:00.002+02:00</published><updated>2009-03-13T23:22:26.798+02:00</updated><title type='text'>Ojah Awake</title><content type='html'>- Bugün çok özel bir gün. Tam 1 haftadır tırnaklarımı(daha doğrusu yandaki etleri) yemiyorum. İnanılmaz zor bir durumdu başlarda ama azim ve disiplinle kurtuldum bu meretten. Darısı sigarayı bırakmak isteyenlere&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Sabah totoş bi' inglizce sınavı olduk. Üşenmişler herhalde, çok genel sorular sormuşlar. Yapamadık tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O değil de nescafe 3ü1 aradayı sıcak suyla dolu fincana döktüğünüzde hiç gözlemlediniz mi_? Ben inceledim. Çok acıklı ya. Böyle bi tepe oluşuyor su yüzeyince önce. Sanki suya karışmak istemiyorlarmış gibi. Hatta sonralara doğru böyle bi kenetleniyorlar ama nafile. Gerçekten birarada elemanlar. Yalan değil valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Minibüste sabah bozuk paranız olmayınca 10/20 lira falan uzatırsınız ya. Şoför, "sen otur ben vercem üstünü" der. Siz de böyle bi' beklemeye başlarsınız. Zaman ilerler adam vermez para üstünü. "Acaba unuttu mu lan, hatırlatiim mi_?" falan diye geçirirsiniz içinizden de söylemeye çekinirsiniz, adama ayıp olmasın şimdi diye. Çok kötü bir şey o ya. Ceplerimiz de bozuk para tutmalıyız sürekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nevi şahsına münhasır'ı cümle içinde kullandım bugün. Çok güzel bi' duyguymuş. İlk okulda öğretmenimizin bize kelimeler verip, bunları cümlede kullanın dediği günler geldi aklıma. Ne günlerdi ya. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Bizim, 3. sınıftayken sanırım, bi' tane büyük kartona çizdiğimiz bir ağacımız vardı. Elma ağacı. Böyle elmalar vardı dallarında. Hepsinde sınıftan birinin adı yazılıydı. İyi bir şey yaptıkça, hoca elmamızı boyardı. Benim elmam hiç kırmızı olmadı ya. Bütün yıl boyunca sadece sol tarafında bir kırmızı leke kadar boyatabilmiştim. Sanırım elma sevmememin nedeni bu olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bizim de sınav haftası başladı. Bir rehavet çöktü bana. Sinemaya gider gibi sınava giriyorum. Hiç heycanı olmuyor lan böyle de. Bir mısırımız eksik sanki sınav salonunda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şişman bi' zenci olmak istiyorum bazen. Adamlar çok neşeli ya. Bayılıyorum. Gerçi 45 yaşında kalpten falan gidiyordur onlar ama olsun. 45 iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dün gece süper loto çekilişi yapılmış. Haberim yoktu. Zaten hayatımda hiç oynamadım da. Ama dün gece(bu sabah yani) rüyamda sayısal lotonun numaralarını gördüm. 4. ve 5. sayıyı hatırlamıyorum. Uyandığımda unuttum. Neyse rakamlara geçeyim ben. 3-14-27-...-...-42. Eğer çıkarsa part-time müneccim olarak işe başlayacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Osibisa/the coffee song öneririm herkese.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Okulda voleybol turnuvası başlıyacakmış yakında. Takımsız kaldım galiba. İlgililere selam ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kahve içerken fincandan tabağa kahve falan damlıyor ya bazen(fincanla içerim ben kahvemi, dilimi yaka yaka hemde).  Sonra fincanı üzerine koyunca böyle bi' yapışıyorlar kısa süreliğine, sonra tekrar fincanı alırken bi "fıjık" sesiyle ayrılıyor birbirleriden. Kötü ya. Ayrılmasın kimse. Üzmeyin birbirinizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tarihe geçecek söz arayışlarım devam ediyor. En son " hayat bir yudum su, ya dökerin, ya içersin" diye bir şey buldum. Günlük hayatımızda kullanalım lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- "Siz siz olun" diye başlayıp " sakın bilmem ne fişmekan olmayın" diye bir söz kalıbımız var ya. O biraz gereksiz uzatılıyor. " Siz siz olun" kısmı yeterli zaten, herşeyi anlatıyor daha ne uzatıyorsun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Bence "boş zaman" kavramı, uyumadığımız tüm zamanları kapsıyor. Uyku ne güzel şey. Uyuyun işte. Gerisi yalan ya. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;- Çok tembel birşey oldum ben ya. Böyle yazı mı olur lan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şimdi taslak halinde kaydettiğim, ufak eklemeler bekleyen yazılara baktım da, içim karardı. Bu yazı daha iyi. Zaten Osibisa dinliyorum. Olacağı bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5443583516960328771?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5443583516960328771/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5443583516960328771&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5443583516960328771'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5443583516960328771'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/03/ojah-awake.html' title='Ojah Awake'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1306380224183120368</id><published>2009-03-07T20:01:00.003+02:00</published><updated>2009-03-07T20:07:04.903+02:00</updated><title type='text'>Overcome</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SbK3sLmAlrI/AAAAAAAAACU/DTlw-6Q9lps/s1600-h/4_2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 296px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SbK3sLmAlrI/AAAAAAAAACU/DTlw-6Q9lps/s400/4_2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310508880277575346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu fotoğraftan yola çıkarak bi yığın konu hakkında yazı yazılabilir. Mesela aklıma ilk gelenler; engellerin aşılamaz olmadığı, inancın etkisi, özgüvenin karşınızdakiler üzerindeki etkisi vs vs... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları anlatmayacağım. Oyunun yerine sizden sadece şu fotoğrafa bakıp, bir şeyler yaratmanızı istiyorum. Benim deneme diye adlandırılan bayağı görüşlerimden çok daha fazla şey katar size en azından.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1306380224183120368?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1306380224183120368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1306380224183120368&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1306380224183120368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1306380224183120368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/03/overcome.html' title='Overcome'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SbK3sLmAlrI/AAAAAAAAACU/DTlw-6Q9lps/s72-c/4_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3465593808295129610</id><published>2009-02-28T23:06:00.007+02:00</published><updated>2009-03-01T13:34:18.134+02:00</updated><title type='text'>Houston Beni Duyuyor Musun, Sanırım Bi' Sorunumuz Var</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://69.90.174.247/photos/display_pic_with_logo/68929/68929,1177764062,2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 450px; height: 325px;" src="http://69.90.174.247/photos/display_pic_with_logo/68929/68929,1177764062,2.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Last 52 Minutes to Launch...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Birazdan benim doğum günümmüş sevgili blog. Ben pazartesi sanıyordum. Allah'tan Gökçe uyardı da karambole gitmedik. 17'de kalacaktım yoksa. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi böyle birden farkına varınca bi' garip oluyor insan. Hazır değilmişim gibi geliyor. Çocukluktan çıktık zaten fiilen de, resmen de çıkınca bir şeyler eksiliyor sanki içinden. İçerisinde bulunduğun bir yerden dışlanmış gibi hissediyorum artık kendimi. En son 6 yaşıma girerken hissetmiştim bu duyguyu. Oyun parklarındaki top havuzları için 5 yaş sınırı  vardı çünkü. O zaman da böyle bi' şeylerin artık yerinde olmadığını farketmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Last 46 Minutes to Launch...&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;İnsanları uzaya fırlatılan mekiklere benzetiyorum. O mekik üsten ilk çıktığında tüm fırlatma roketleriyle beraber tastamamdır, ayrılmaz bir bütün gibidir ya, sonra atmosferdeki tabakalar geçildikçe, işi biten, artık fazlalık yapan parça bırakılır ama ihtiyacı olan diğer roket parçalarıyla asıl mekik hala yoluna devam eder. Onun gibiyiz biz de. Mesela altı yaşına girince sana küçük çocuk olmanın(bırak çocuktur, yapsın) verdiği imtiyazlar kalkar, çünkü artık okula gidiyoruzdur. İşte orada aslında bizi iten bir roketimizi bırakmışızdır uzayın derin boşluğuna, bi daha rastlamamak üzere. Artık yaptığımız hiçbir şeyden sonra küçük çocuk olma bahanesini kullanamayız. Ortaokula başlayıp, o kravat-çeketi kuşandığımızda da benzer bir şey olur. İlkokul çocuğu olma sevimliliğin kopmuştur artık. Yoluna geri kalan roketlerin itişiyle devam edersin. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;18'e girmek çok daha büyük bir kayıp hissi yaşatıyor artık. Ulan seçmen sandığını listesinde adım var! Yılların muhtar "amcası" olmuş muhtar "bey", bana "siz" diyor. Ne zaman ben, biz oldum. Ne çabuk geçti zaman. Artık birey olmanın sorumlulukları binecek üstüme. Ne bireyinden bahsediyorsunuz siz, ben yatağımda yatıp, spongebob izleyen o küçük çocuğum hala. Nedir bu değişim böyle. Bu sefer roketten büyük bi' parça koptu ve hayati üniteleri de yanında götürdü. Yerlerini doldurması zor olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Last 35 Minutes to Launch...&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;Sanırım insanlar dünyaya bir bütün halinde geliyor. Roketlerin ilk başta bir bütün olduğu gibi. Herşeyimiz var aslında. Yani insan kendini geliştirip, kendine birşeyler katmıyor. Herşey içinde mevcut zaten. Zamanla bazı parçalarını kesip atıyor. Onları arkadasında bırakıyor. Bazılarımız o roketlerden daha geç ayrılmak için atmosfer katmanlarını ağır ağır tırmanmaya çalışıyor. Ama en sonunda artık o vazgeçilmez, çok sevdiği parçayı bırakıp, yoluna devam etmek zorunda kalıyor. İstesek de istemesek de bu böyle sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyükdükçe gelişmiyoruz, aksine basitleşiyoruz. Sadeleşiyoruz. Zamanla fazlalık olarak gördüğümüz yanlarımızı törpülüyoruz. Yani değişimimizin nedeni kendimize yeni şeyler katmamız değil. Eskiden bizde varolan şeylerden amacımız doğrultusunda vazgeçmemiz. Bize sadece, gitmek istediğimiz hedef için hangilerinden vazgeçmemiz gerektiğini seçmek kalıyor. Bu ölçüde de farklarımız belirginleşiyor. Herkes farklı bi bölümünden vazgeçiyor ve rotasını o doğrultuda seçiyor. Başka bi' deyişler, başlangıç noktamız aynı ama vardığımız gezenler farklılık gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Last 27 Minutes to Launch...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi farklı bir şeyi daha anladım. Bu benim "çocuk" olarak yazdığım son yazım. Bundan sonraki tüm yazılar bir yetişkine ait olacak ve onun düşüncelerini taşıyacak. Bir günün insanda bu kadar etki yapması saçma geliyor bana da. Yani tabi ki yarın uyandığımda şu anki halimden pek farklı olmayacağım. Doğum günü hede'si sadece artık değişimin başladığının işareti. Kıyamet alametleri gibi işte. Sırayla gerçekleşiyorlar ve en sonunda kaçınılmaz oluyor ya, onun gibi işte. Sadece, artık bu değişimin kaçınılmaz olacağını ve buna kendimi hazırlamam gerektiğini gösteriyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mekik uzaya yaklaşmaya başladı. Ardından derin bir sonsuzlukta ıssız karanlıkta, yıldızların aydınlattığı bir yol arayıp, kendinisini uygun bir gezegene ulaştımasını umacak. Olmazsa da büyük hiçliğin içinde, yitik başka bir mekik olacak ve sonsuzluğu genişletecek...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Last 11 Minutes &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Rampage ready to launch&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Get your positions&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;All systems are &lt;span class="Apple-style-span"  style=" -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family:'-webkit-monospace';"&gt;activated&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" font-style: italic; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;font-family:-webkit-monospace;"&gt;Launch...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3465593808295129610?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3465593808295129610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3465593808295129610&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3465593808295129610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3465593808295129610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/02/houston-beni-duyuyor-musun-sanrm-bi.html' title='Houston Beni Duyuyor Musun, Sanırım Bi&apos; Sorunumuz Var'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1468324954246092188</id><published>2009-02-15T19:22:00.002+02:00</published><updated>2009-02-15T19:34:26.898+02:00</updated><title type='text'>Sanrı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SZhQJOAZupI/AAAAAAAAACE/eGhI0Mh0lSU/s1600-h/Underwater_1024x768.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SZhQJOAZupI/AAAAAAAAACE/eGhI0Mh0lSU/s200/Underwater_1024x768.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5303076680537586322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;En güzel rüyalarımdı,&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Uyandığımda bana mutsuzluğumu hatırlatan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Alaca karanlık kabuslarımdı,&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Aslında tutunacak bir parça huzurum olduğunu &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bana gösteren&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Uzak olan şeylere sevindim hep&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Belki bundandır;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Dibe vurduktan sonra, &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Kafamı yukarı kaldırıp,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Tekrar yükseleceğim günü tebessümle bekleyişim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1468324954246092188?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1468324954246092188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1468324954246092188&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1468324954246092188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1468324954246092188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/02/sanr.html' title='Sanrı'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SZhQJOAZupI/AAAAAAAAACE/eGhI0Mh0lSU/s72-c/Underwater_1024x768.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2912287792839131515</id><published>2009-01-22T23:44:00.010+02:00</published><updated>2009-06-21T20:49:10.992+03:00</updated><title type='text'>17</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SXjtqidw9BI/AAAAAAAAAB8/5MDevoEMRQ8/s1600-h/hays_cottage_tall_clouds_island_dark.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 132px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SXjtqidw9BI/AAAAAAAAAB8/5MDevoEMRQ8/s200/hays_cottage_tall_clouds_island_dark.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5294242677035955218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(bu yazı 17 numaralı otobüs hattında, imkansızlıklar içinde, telefona kaydedildikten sonra buraya geçirilmiştir)&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üzüldüğüm çok şey var ama hiçbirinden pişman değilim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beni insan yapan o üzüldüğüm hatalar çünkü. Onları yapmamış olmayı dilemek, şu anki ben olmamayı istemekle aynı şey, ya da daha kötüsü, mükemmel olmayı amaçlamakla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mükemmel olmaya çalışmayın,  kendiniz olun, sizi siz yapan hatalarınıza üzülün ama asla pişman olup yapmamış olmayı dilemeyin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendinize olan güveninizi yitirmenize izin vermeyin. Asla insan olduğunuz gerçeğini unutup kendinize haksızlık yapmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hata yapmayı sevin, çünkü her hatanız sizi daha çok diğerlerinden ayırır. Sizi daha çok ayrı kılar. Hata yapın demek değildir bu, sadece yaptıktan sonra hata yapmış olmanızı sevin ve ondan korkmayın. Hata korkusu yüzünden korkak olmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da isterseniz, birer parçaları olan hatalar için, dünyanın en işe yaramaz kelimesi olan "keşke"lerden oluşan dünyalarında asla erişilemeyecek bi hayal olan &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;mükemmellik&lt;/span&gt;ten uzak oldukları için ağlayan ve sızlayan, kişiliksizlikleri içinde yüzen insanlardan biri olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Choose your side...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2912287792839131515?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2912287792839131515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2912287792839131515&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2912287792839131515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2912287792839131515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/01/17.html' title='17'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SXjtqidw9BI/AAAAAAAAAB8/5MDevoEMRQ8/s72-c/hays_cottage_tall_clouds_island_dark.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3147673462407691512</id><published>2009-01-20T01:25:00.002+02:00</published><updated>2009-01-20T02:17:19.274+02:00</updated><title type='text'>Kotasızım Lan!</title><content type='html'>Gömleğimi ve pantolonumu ütüledim. Şimdi de fırındaki poğaçalar için nöbet tutmakla görevlendirildim. Bu arayı da bloga yazmak için güzel bi fırsat olarak gördüm. Saat gece yarısını geçeli çok oldu ve yarın okula gideceğim sanırım. Bugün gitmedim, yarın da en azından yarım gün giderim diye düşündüm. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evdeyken düşünecek çok vaktim oldu (bkz: içerdeyken düşünecek çok vaktim oldu) demek isterdim ama boş boş oturdum valla tüm gün. Dexter ve Tom Hanks filmleri arasında gidip geldim. Biraz yorucuydu. Önce bir seri katilin adam kesmesini, sonra AIDSli bir gayin hak arayışını izlemek falan başımı döndürdü. Sonra bi bakmışım yine msn başında tünekliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sosyalleşmek için bilgisayar başına oturan varlıklara dönüştüğümüzden, yüzyüze konuşmaktansa,  ışıklı 17" ekrandaki aniden beliren harfleri izlemek daha doğal gelmeye başladı bize. Üst üste iki nokta ve bi tane "d"'den oluşan mimiklerimiz, ruh hallerimiz oldu. Farkında değiliz belki ama iletişimimiz gittikçe körelmeye, sıradanlaşmaya, baside indirgenmeye başladı. Sadece msn değil bunu bize yapan; televizyonlar, gazeteler, oyunlar... Hepsi birer suçlu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç dikkatiniz çekti mi, artık düşünmüyoruz. Evet, haklısınız, kimin kime ne dediğini, bize kimin ne yaptığını, kime "trip" atacağımızı, modayı yeterince takip edip etmediğimizi düşünüyoruz. Hatta dünyanın en gereksiz işlerine kafa yorup, ota boka canımızı sıkabiliyoruz. Evet, bu açıdan bakılırsa hepimiz birer filozof sayılabiliriz. Fakat dünyadan düşünülmesi gereken daha önemli şeyler var. Peki şunu farkettiniz mi; bütün gazeteler, televizyon haberleri bizim yerimize yorum yapıp, olayları analiz ediyor. Haberleri okuyup, düşünmek yerine, ideolojimize uygun birinin/birilerinin bizim yerimize düşünüp çıkarımlarını bize anlatmasını bekliyoruz. Olaylardan çıkardığı sonuçları benimsiyoruz. Aklımızı kullanmıyoruz. Ortak kanılara uyup, alışılmışı benimsiyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün Hrant Dink anıldı televizyonlarda. Yine herkes Ermeni, Hrant Dink oldu; İsrail katliam yaptı, herkes yine Filistinli, Lübnanlı oldu. Peki neden biz, biz olamıyoruz. Neden "hepimiz Türk'üz ayrıca Irkçılığın ve İsrail cinayetlerinin ta aq!" demiyoruz_? Nedenini sanırım kestirebiliyorum az çok. Sağolsun yine bizim yerimize düşünüp, bizi büyük bir zahmetten kurtaran insanlar, bize ne olmamız gerektiğini söylüyor ve biz de " ulan adam haklı ha" deyip buna katılıyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hepimiz bir şeyler oluyoruz sürekli ama bi türlü insan olamıyoruz İnsan olmanın en büyük , özelliğini, düşünme yetimizi, kullanmıyoruz, kullanmak istemiyoruz, kullandırtmıyorlar. Herkes beyinsiz zombilere dönüşmeye başladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;0 ve 1'lerden oluşan görüntülere, ölme animasyonu yapma komutu vermek bizi bizden alıyor. En verimli yaşlarımızı salak salak, salya akıtarak ve deli gibi, bi takım tuşlara basarak harcıyoruz. Sonunda hiç bi getirisi olmayan ve kimseye yararı dokunmayan saçma bi sektöre para kazandırıyor, onlara hobi ve stress atma kaynağı olarak nitelendirip, "oyun" ismini veriyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsanlar yalnızlaşıyor. Çünkü artık birbirlerine ihtiyaç duymuyorlar ve beraber geçirdikleri zamanlara gerek duymuyorlar. Herkes kendisine yetiyor. Sıkıldım mı, hemen bi film takarım DVDye ya da bi oyun oynarım ya da ne bileyim saçma salak tv dizilerini izlerim. He, çok mu konuşasım geldi biriyle, hemen msn'i açar, parlayan şekillerle ve sarı kafalarla bu ihtiyacımı karşılarım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bence insanları birbirine en çok yaklaştıran olay, ortak şeylere gülmek ya da üzülmek değil. Ortak şeyler üzerine farklı yorumlarda bulunmak, düşünmek, yorumlamak,  tartışma imkanı bulmak. Ne yazık ki bunun için de biraz hazırcıyız. Düşünürken bile başkalarının olaylara yaklaşımlarını tartışıyoruz, sıfırdan yaratamıyoruz hiçbir şeyi. Kongar mı haklı, Barlas mı_? Ulan sana ne onlardan. Senin düşüncen her zaman doğru olandır. Neden doğruyu iki şıkka indirgemek zorunda olayım ki_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim yerimize Hıncal Uluç'un düşündüğü, sanal adamcıkların top oynadığı, sarı yuvarlak kafaların duygularımızı anlattığı bir zamandayız artık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tamam, işte. Fırındaki poğaçaları çıkarma vaktim geldi. Arada 2-3 tane yerim belki yatmadan. Umarım yarın kalkabilirim. Okulun en güzel vakitlerini evde geçirmek istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bugün Martin Luther King günüymüş, kutlayalım ayıp olmasın.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3147673462407691512?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3147673462407691512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3147673462407691512&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3147673462407691512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3147673462407691512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2009/01/kotaszm-lan.html' title='Kotasızım Lan!'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3158084549258147651</id><published>2008-12-21T23:20:00.006+02:00</published><updated>2008-12-25T00:09:02.390+02:00</updated><title type='text'>Hep Yanlış Yazılan Yalnızlık</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Daha sonraları da üzerinde duracağım bir konu olan yanlızlık için kısa bir şeyler karalamak istedim gecenin bu saatinde ve bir çalışıp bir bozulan modemimle)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlık nedir_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlık vicdan gibi birşeydir. Ne olduğunu bilemezsin, ama oradadır. Asla da yok olmaz. Kafanın içindedir çünkü. Yaptığın bir şeyin, doğru olduğu yüz kişi tarafından da söylense, insanın vicdanı onun yanlış olduğuna inanıyorsa söylenenlerin hiçbir kıymeti kalmaz. Vicdan hep kafanın içindedir ve herkesden daha etkilidir. Yalnızlık da böyledir işte. Sürekli içindedir, kafandadır. İstersen yüzlerce arkadaşın, onlarca dostun,  seni seven bir sürü akraban olsun, yastığa kafanı koyduğunda kafanın içinde sadece sen olursun. Bu da yalnızlığın ta kendisidir. Kimse oraya erişemez, orayı dolduramaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3158084549258147651?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3158084549258147651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3158084549258147651&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3158084549258147651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3158084549258147651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/12/hep-yanl-yazlan-yalnzlk.html' title='Hep Yanlış Yazılan Yalnızlık'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2033021588415203926</id><published>2008-11-18T22:26:00.003+02:00</published><updated>2008-11-18T23:22:15.006+02:00</updated><title type='text'>Last Stand</title><content type='html'>Yaklaşık 1,5 saattir çeşitli şeyler yazdım ve sürekli sildim. En azından bunu yayınlamalıyım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2033021588415203926?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2033021588415203926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2033021588415203926&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2033021588415203926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2033021588415203926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/11/last-stand.html' title='Last Stand'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1584961152387987584</id><published>2008-11-07T20:40:00.005+02:00</published><updated>2008-11-07T21:05:54.460+02:00</updated><title type='text'>Yükleniyor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SRSRfLHkssI/AAAAAAAAAB0/HM_T8PjgDng/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 130px; height: 98px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SRSRfLHkssI/AAAAAAAAAB0/HM_T8PjgDng/s400/images.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265993829049479874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bitti...&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;Bu yılın ilk sınav haftası da bitti işte.&lt;br /&gt;İyi, kötü sonuçlarla bitti.&lt;br /&gt;Tek biten şey sınav haftasu olsaydı keşke...&lt;br /&gt;Tebessümlerle, sevinç ve neşeyle geçen bi hafta daha bitti&lt;br /&gt;İyi ki bitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yenisi kapıda çünkü =)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1584961152387987584?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1584961152387987584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1584961152387987584&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1584961152387987584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1584961152387987584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/11/2020.html' title='Yükleniyor'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2D6axdIhkeY/SRSRfLHkssI/AAAAAAAAAB0/HM_T8PjgDng/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-6970925798048060785</id><published>2008-10-30T22:18:00.004+02:00</published><updated>2008-10-30T22:48:38.323+02:00</updated><title type='text'>Z =r. cis(pi/üç)</title><content type='html'>Sansürdü, sınav haftasıydı, dersane denemesiydi derken yine araya ayrılık girdi. Gerçi sınav haftası hala bitmedi. Bugünkü garip kimya sınavından sonra, yarın da heyecan dolu bir matematik sınavı var. Çalıştım gerçi ama benim matematikle mazim pek hoş değil. İnsan yine de korkuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan büyüdükçe sınavların da aslında o kadar önemli olmadığını fark ediyor. Belki de öğrenciliğe alıştığımdan, belki hayatta matematik sınavından 85 almaktan önemli şeyler olduğunu keşfetmemdendir bu değişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu konuda söylenecek çok kelam var. Amma ve lakin bunlar herkesin farkında olduğu şeyler. Peki, neden giriş yaptım da gerisini getirmedim_? Sadece hatırlatma amacıyla söyledim. Eflatun'a göre insanlar herşeyi bilir, ama bunları unuturlarmış. Yani benim söylediklerim aslında hepsini siz de içinizde saklıyorsunuz. Ben sadece hatırlatıyorum. Bilmiyorum Eflatun'un yalancısıyım. Benim de aklıma yattı bu konu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Bazen, sadece kendinizde var olduğunu düşündüğünüz hisselere, başkalarında da tesaadüf ettiğimiz zaman bunu biraz biraz anlayabiliyorz. Belki bu yüzden yazıları okuduğunuz da " aa, aynı benim düşündüğüm gibi yazmış"  diyorsunuzdur arada sırada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten denemelerde amaç insanları eğitmek ya da onları bir şeyler göstermek değildir. Sadece insanların içlerinde, sanki bir gaz kümesi gibi, tam kelimelere dökemedikleri ama derinden derine hissettikleri duyguları, biraz olsun somutlaştırmaya çalışmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar soyut kavramlar olsa da, matematik sınavının sonucu evde somutlaşacak veli toplantısından sonra. O yüzden uzatmadan yatmadan önce yapmam gereken işleri halledeyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-6970925798048060785?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/6970925798048060785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=6970925798048060785&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6970925798048060785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6970925798048060785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/10/z-r-cispi.html' title='Z =r. cis(pi/üç)'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1440217021884006885</id><published>2008-10-13T22:36:00.002+03:00</published><updated>2008-10-13T23:07:03.208+03:00</updated><title type='text'>)=)</title><content type='html'>Hazır mutluyken bir şeyler yazayım dedim. Gerçi ne yazacağımında bilincinde değilim ya neyse. Sevincimi yansıtmak istiyorum sadece. Neden, nasıl, ne zaman böyle mutlu oldum onu da bilmiyorum. Bir anda oldu. Zaten Sabun köpüğü gibi bu da. Anında yok oluyor. Buna da bi' çare bulamadım hala. Herkes anı dondurmak ister ya, hatta fotoğraf makinalarının da kullanılış amacıdır bu. Sonra da bakıp bakıp o günleri anarlar. Ben bunun duygular için olanından istiyorum bi' tane. Mutlu anında kaydedeceksin o duyguları,  sonra ihtiyacın olduğu anlarda çıkarıp, onu kullansan ya da en azından geçici süreliğine de olsa sıkıntılarını, hüzünlerini bastırsa. Ne güzel olurdu di mi_? İnsanlar yanlış icatların peşinde. Zaman makinası, ışınlanma, uzayda yaşamı sağlayacak projeler falan... Hiçbiri bu bahsettiğim alet kadar cazip gelmiyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflarda insanlar hep güler alışılageldiği gibi. Asla neler hissettiklerini bilemeyiz, anlayamayız.&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazının gidişatı çok farklıydı. Fakat şu an o sevinçten zerre kalmadı içimden. O yüzden aynı şekilde devam ettiremeyeceğim yazıyı. Yarım saatte nasıl da çabuk değişiyor ruh halim. İnsanların benim üzerinde çok büyük etkisi var. Düşüncelerime değil ama duygularıma çok kolay yön verebiliyorlar. Rüzgadaki bir yaprak gibiyim. Ağacımdan kopalı çok olmuş. Nerden eserse rüzgar o tarafa gidiyorum. Şimdi "ulan yarından sonra çok farklı olcam!" diyorum. Ama sabah kalktığımda da aynı kararlılığı sürdürebilir miyim hiç bilmiyorum. Umarım sürdürürüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte size her gece yatarken huzursuzluğumu geçirtirmeyi sağlayan cümleyi söyleyeyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın güzel bir gün olacak....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1440217021884006885?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1440217021884006885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1440217021884006885&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1440217021884006885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1440217021884006885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/10/blog-post.html' title=')=)'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5568985384431213585</id><published>2008-10-09T22:54:00.006+03:00</published><updated>2008-10-10T00:16:20.572+03:00</updated><title type='text'>Küçüktüm Ufacıktım, Top Oynar Acıkırdım</title><content type='html'>Okulda eğitsel kolları(kulüpleri) seçtik bu hafta. Geçen rehberlik dersinde olmadığın için beni rastgele bir kola yerleştirmişler, ben de 2 kulüp seçince toplamda 3 kulübüm oldu. Ama anlatmak istediğim bunlar değil tabi. Konuya gireyim yavaştan. Doğaçlama Tiyatro diye bir kulübe girdim ben. Bu sene arkadaşlarım kurmuş, ben de girme mecburiyetinde hissettim kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınıfa girdim. Yaklaşık 45 kişi falan vardı sanırım. Pek umursamadım çevredeki bağrış çağrışı. Sonra bizimkiler gelenlere formlar verdi. "En sevdiğiniz özellik, en sevdiğiniz özelliğiniz, 3 kelimede kendinizi tantın vb..." sorular vardı üzerinde. Hem gelenlerin çoğundan üst dönem olmamın hem de, tanıdığım fazla kişinin olmasının verdiği rahatlıkla, zil çalana kadar doldurulmuş formları okumaya başladım. Orda çok hoşuma giden bi şeye tesadüf ettim. "Sevdiğiniz kişilikler" sorusuna, "Kişiliği olan herkesi severim." demiş, sonra da  "Çünkü bu da gerçekleştirilmesi çok zor bir şeydir" gibisinden bir şeyler söyleyerek açıklamış.  Herhalde size aynı tesirde bulunmamıştır, ama o zaman benim çok hoşuma gitti. Gerçekten de kişilik sahibi olabilmek ne kadar büyük bir ayrıcalık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündüm kişiliği oturmuş, tanıdığım biri var mı diye. Aklıma doğru dürüst kimse gelmedi. Herkes daha çok çocuk, her ne kadar bunu inkar etseler de. Çocukluk tabi ki çizgifilm izleyip, saçma hareketler yapıp, anlamsız şeylerle eğlenmek değil. Hatta bazen bu davranışları sergileyenler pek çok kişiden daha olgun olabiliyorlar. Mesele kendini kabul etmemek. Açayım biraz isterseniz. Hatta yeni bir paragrafta ele alayım bu konuyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim yaşlarda iseniz herhalde kişiliğinizi oturtma evresinizdesiniz. Çok karmaşık bir yol bu, herkesin ilerlemesi gereken(master yoda =)  Genelde topluluk içinde yaşadığımız için karşılıklı etkileşim had safhada oluyor. Buna bağlı olarak da bazı değerler yaratılıyor ister istemez. Toplumda kabul görmenin ve benimsenmenin bu değerlere yaklaşak gerçekleşeceği inancı da peydahlanıyor buna bağlı olarak. İşte dananın kuyruğu burada kopuyor. Ulaşılmak istenen ülküler bir olunca, buna ulaşmak için kullanılan yollar da birbirinin aynısı gibi oluyor. Aynı görünen, aynı düşünen, aynı anlamsız şeylere önem veren bir güruh meydana çıkıyor.  Genelde birbirlerinin pek benzeri olan bu şahısların kişilikleri hakkında da bir şüphe doğuyor içimde ister istemez. Karakterleri yerine özenme eğilimleri artıyor ve gelişiyor. Şimdi bu insanların belli bir kişiliğe sahip olduğunu söylemek biraz güç geliyor bana. Aslında biraz yumuşatarak şöyle de söyleyebilirim; kendine has, onu başkalarından ayıran özellikleri pek az oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda çocuklukla ilgili bir kaç kelam etmiştim. Onları da açıklayayım da havada kalmasın. Benzer amaçlara ulaşmayı ve yücelttikleri anlamlı/anlamsız şeylere sahip olma isteği kişide bir değişim havası yaratıyor. O da anlıyor artık eskisinden farklı olduğunu, birşeylerin değiştiğini. Eski o değil artık, büyüdü, kocaman oldu. Artık değer vermesi gereken şeyler farklılaştı, gelişti(en azından kendisini buna ikna ediyor).Bunun içinde hemen hemen her alanda görülen, dünyanın en eski propagandasını uygulamaya başlıyor: eskiyi kötülemek. 15-16-17-18 yaşlarındaki biri için eskiye baktığında çocukluğu görüyor. Yeni düzene geçilmek için eskisinin terk edilmesi gerekliliğini hissediyor tüm benliğinde ve çocukluğunu geride bırakmak için bunun tüm izlerini davranışlarından kazıyor. Yapmak istediklerini dizginliyor, hoşlandıklarını bırakmak için iradesini zorluyor. Tüm bu çabayı kolaylaştırmak için de, eskiyi(çocukluğu) kötülüyor, daha da vahimi bu davranışları küçümsüyor, yapan kişileri hakir görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken yaptığı davranışları büyüyünce de devam ettiren kişiler bu anlattıklarım yüzünden daha olgun olabiliyor kimi zaman. Çünkü biraz evvel bahsettiğim safhalardan geçmiş ve başarıyla atlatmış, çocukluğun iyi ve cazip yönlerinin varlığını tekrar fark etmiş, bu yüzden de bu davranışları sergilemekten çekinmiyor. İlk insan tipine göre bu kişilerin bazısı daha olgun olabiliyor. Çünkü asıl çocukluk, neyi neden yapmak istediğini bilmeden bunun için kendini zorlamaktır. Çocukluk davranışlarla belli olmaz, düşünce yapısıyla belli eder kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu safhaları doğrudan atlayan kişiler var. Genelde bu tür anlamsız yarışlardan ve çabalardan uzak kalmayı başarabilmiş, kendi doğrularını yaratmayı başarabilmiş kişiler bunlar. Özenerek bakarım bunu başarabilmiş kişilere genelde. Fakat bu tutumun da bazı sakıncaları olabiliyor. Topluluklara pek girmezler ve insanların içinde bulunduğu çekişmeleri görüp onlardan soğurlar. Bu da yalnızlık hissi yaratabilir tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım en doğrusu ilk olarak anlattığım safhayı çabuk atlamak, bunun içinde boğulup kalmadan, kıyısından geçebilmeyi başarmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not:Şimdi bu kadar anlattıktan sonra, her kişilik sahibi insan makbuldür anlamı da çıkmasın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5568985384431213585?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5568985384431213585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5568985384431213585&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5568985384431213585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5568985384431213585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/10/kktm-ufacktm-top-oynar-ackrdm.html' title='Küçüktüm Ufacıktım, Top Oynar Acıkırdım'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1120142004644409834</id><published>2008-10-09T20:07:00.002+03:00</published><updated>2008-10-09T20:15:03.809+03:00</updated><title type='text'>hmm... yummy!</title><content type='html'>Okula gitmeden önce grip ilacı aldım. İlacın yan etkisi, uyku getiriyor olmasıymış. Bunu da eve gelince öğrendim. Tüm gün okulda gözlerimi açamadım neredeyse. Göz kapaklarımın, yer çekimiyle yaptığı savaşı zaman zaman kaybetse de eve kadar dayanabildim. 4 saatlik kesintisiz bir uykudan sonra kendime geldim gibi. Bundan sonra uyumayı kendime yeni bir hobi olarak görmeye başladım. Yapacak daha iyi birşeyim yoksa uyuyacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, fark ettim. Kısa ve net bir yazı oldu. Bu akşam veya yarın akşam, güzel konulara değineceğim =)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------&lt;br /&gt;Now playing: &lt;a href="http://www.foxytunes.com/artist/pink_floyd/track/high_hopes" title="'Pink Floyd - High Hopes' - open on FoxyTunes Planet"&gt;Pink Floyd - High Hopes&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153); font-style: italic; font-size: 10px;"&gt;via &lt;a style="color: rgb(102, 102, 102);" href="http://www.foxytunes.com/signatunes/" title="FoxyTunes - Web of music at your fingertips"&gt;FoxyTunes&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1120142004644409834?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1120142004644409834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1120142004644409834&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1120142004644409834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1120142004644409834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/10/hmm-yummy.html' title='hmm... yummy!'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-455656165189974293</id><published>2008-10-04T00:46:00.000+03:00</published><updated>2008-10-04T00:58:30.650+03:00</updated><title type='text'>Geçin Oturun Şöyle</title><content type='html'>Uzun bi aradan sonra tekrar blog'uma girmeye karar verdim. Bu uzun süreye neden olan bir kaç neden vardı. Biri internetimde yaşadığım problem, diğeri ise kendimde yazacak gücü bulamamamdı. Elbette bir şey yazabilirdim isteseydim. Ama yazdığım 30 küsür yazıdan sonra bunların artık yeterli olmadığını farkettim. Yazdıklarım şimdi bana çok bait geliyor. Düşündüklerimi aktarmanın çok uzağından geçiyor. Yazıldıkları dönem için aslında tam beni anlatmış ama artık bundan fazlasını anlatmalılar. Olandan daha falzasını, görünenden öteyi anlatmalılar. Bu yüzden uslubumu ilerletmeye çalışacağım elimden geldiğince. İlk denemelerimde başarılı olacağımı sanmıyorum. Fakat denedikçe daha iyi olacağını düşünüyorum. Birkaç tane de okuyucu olursa eleştirilerle beraber daha güzel oturur bunlar. Umarım ileride bu blog, okuduğumda kendim hakkında birşeyler hatırlayabileceğim bir günlük olarak kalır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-455656165189974293?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/455656165189974293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=455656165189974293&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/455656165189974293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/455656165189974293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/10/gein-oturun-yle.html' title='Geçin Oturun Şöyle'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5606287398170159259</id><published>2008-10-04T00:44:00.000+03:00</published><updated>2008-10-04T00:46:38.990+03:00</updated><title type='text'>Comfortably Numb</title><content type='html'>there is no pain, you are receding.&lt;br /&gt;a distant ship's smoke on the horizon.&lt;br /&gt;you are only coming through in waves.&lt;br /&gt;your lips move but i can't hear what you're sayin'.&lt;br /&gt;when i was a child i caught a fleeting glimpse,&lt;br /&gt;out of the corner of my eye.&lt;br /&gt;i turned to look but it was gone.&lt;br /&gt;i cannot put my finger on it now.&lt;br /&gt;the child is grown, the dream is gone.&lt;br /&gt;i have become comfortably numb.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5606287398170159259?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5606287398170159259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5606287398170159259&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5606287398170159259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5606287398170159259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/10/comfortably-numb.html' title='Comfortably Numb'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1215653747957499912</id><published>2008-07-10T00:37:00.003+03:00</published><updated>2008-07-10T01:23:55.592+03:00</updated><title type='text'>Think Big</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://trese.cs.utwente.nl/taosad/SoftwareArchitecture/Images/relativity.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://trese.cs.utwente.nl/taosad/SoftwareArchitecture/Images/relativity.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nasıl insanlarız biz_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevabını aradığı soru bu işte. Bir kaç dakikalığına benliğinizden ayrılıp, kendinize ve çevrenize uzak bir noktadan baktığınızı düşünün. Evet, ne görüyorsunuz_? Ben düşüncesiz, bencil ve başkalarını eleştiren insanlar görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu insanlar neler yapıyor, onu  da söyleyeyim. Kimisi bir başkasıyla yarış halinde, kimisi çıkarları doğrultusunda herşeyi yapmaya hazır, bazıları ise diğer insanlara burun kıvırarak ahkam kesiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel hırsları bir nebze olsun anlayabiliyorum ve zor da olsa onlara hak verebiliyorum. Benim anlamadığım kişiler, kendi doğrularını başkalarına kabul ettirmeye çalışan ve kendi doğrularının dışındakileri eleştirenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir elimizdeki parmaklar bile aynı değilken, nasıl olur da tüm insanların aynı olmasını beklerler aklım ermiyor. Ne yani, senin yaptıklarının dışına çıkan insanlar neden haksız olsun, farklı görüş savunmak ne zamandan beri suç, peki eleştirme hakkını nerden aldın_? Yanıtları zor sorular bunlar. Kendi geçmişimize ve yaptıklarımızı göz önüne almadan başkalarının hareketlerinden rahatsız olmak hep ilginç gelmiştir bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bildiğim birini eleştirmek için, eleştirdiğin konuda ondan üstün olmalısın. Mesela, beni futbol oynarken eleştirebilirsiniz, müzik zevkimi eleştirebilirsiniz, fiziksel özelliklerimi de eleştirebilirsiniz. Eleştiremeyeceğiniz şey ise kararlarım ve bunlar doğrultusunda hayatıma yön vermem. Bunları eleştirdiğiniz an, kişiliğimi de eleştirmiş olursunuz ki hiç kimsenin bu konuda başkasından üstün olduğunu sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eleştirinin bir de öneri boyutu var tabi. Yapmadığınız şeyleri neden bir başkasına önerirsiniz_? Sahip olmadığınız bir erdemi başkasında aramak veya ona bunun için baskı yapmak, sigara içen doktorun, hastasına sigara içmemesini tavsiye etmesinden daha makul değildir. Sizde olmayan fakat karşınızdakinde aradığınız özellikleri, baskıyla ve eleştirerek kabul ettirebileceğinizi zannetmiyorsunuzdur umarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derler ya, dünya senin etrafında dönmüyor, diye, aslında bu yoruma katılamayacağım. Kısmen öyle çünkü. Dünya bizim etrafımızda dönüyor ama herkesin kendince inşa ettiği bir dünyası var. Hepsinin temel özellikleri aynı olabilir ama kimisinin iklimi serttir, kimisinin yerşekilleri farklıdır. Demek istediğim kimseninki aynı değil ama herkes kendisininkinin "gerçek" olduğunu iddia ediyor ve diğerlerininkileri değiştirmeye çalışıyor. Aynı dünyalardan oluşan, sıkıcı bir evrendense, farklı tipte dünyalara sahip ama bunları uyum içinde sergileyebilen zengin bir evreni tercih ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dünya benzetmesi umarım sıkmamış ve anlatmak istedikleri aktarmamda yardımcı olabilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak söylemem gereken bir şey varsa, o da, insanları eleştirmeden önce empati kurmanız ve hoşgörü erdeminden sonuna kadar yararlanmanız olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1215653747957499912?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1215653747957499912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1215653747957499912&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1215653747957499912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1215653747957499912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/07/think-big.html' title='Think Big'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-3890289439644626199</id><published>2008-06-16T23:54:00.002+03:00</published><updated>2008-06-17T00:21:35.291+03:00</updated><title type='text'>Yani_?</title><content type='html'>Hepimizin çevresinde yaşanan bir olaydan söz etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi insanların, birbirlerinden ayırılmasını sağlayan davranışları ve kişilikleri vardır. Bunlar kişiden kişiye farkılılık gösterir. Kimisi çok ciddi, kimisi çok saldırgan, kimisi de çok alıngandır falan filan. Benim hakkında yazı yazacağım insan tipi ise; neşeli ve iyi niyetli insanlar. Hayır, bu grupta olduğumu falan ima etmeye çalışmıyorum. Sadece anlatacağım konuyu en bariz olarak bu örnekte gözlemleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim asıl meseleye. Bir davranışınız veya bir olay karşısındaki tepkiniz, sizin önceki tutumunuz ve genel olarak gösterdiğiniz tavıra bakılarak yorumlanır. Ne demek istediğimi açayım en iyisi. Aynı haraket veya tepki iki farklı insandan geliyorsa bunların değerlendirilmesinde büyük farklılıklar gözlenebilir. Eğer bu tepkiyi aksi ve geçimsiz biri veriyorsa, onun huyu bu zaten, denir geçilir ama uyumlu ve genel olarak davranışlarıyla insanları kırmamaya gayret eden birinden gelirse aynı tepki, o kişi ayıplanır ve insanlar gücenir. Hatta ona karşı tavır alırlar. Bunun nedeni daha önce ondan bu tarz bir çıkışa rastlamamalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsettiğim durumda artık genel tutumunuzdan dolayı, yaptığınız iyiliklerin göreviniz olma aşamasına gelir. Yaptığınız iyilikler ve yardımlar artık sizden beklenen birer zorunluluk olarak benimseni ve bunları yapmayı bıraktığınız zamanlarda gözden düşersiniz. Gözden düşme deyimini, burada popülerliğin azalması anlamında kullanmadım. İnsanların sizden soğuması ve eskisi kadar yakın olmamaları anlamında kullandım. Sanki bir suç işlemiş durumuna düşersiniz ve yapmadığınız bir görevden(!) dolayı size kırılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin özü ne, doğrusu ben de bilmiyorum. Kötü insan olmak mı, yoksa iyi olup ezilmek mi karar kılamadım. İkisinin ortası diye de bir seçenek yok maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz, siz olun başkasına yapmadığınız şeyleri, karşınızdakinden beklemeyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-3890289439644626199?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/3890289439644626199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=3890289439644626199&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3890289439644626199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/3890289439644626199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/06/yani.html' title='Yani_?'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-8286561970690173109</id><published>2008-06-13T10:56:00.003+03:00</published><updated>2008-06-13T11:06:31.362+03:00</updated><title type='text'>10-B</title><content type='html'>Birazdan karnemi almak için okula gideceğim ve sınıfımı son kez bir arada göreceğim. Son olarak aldığımız bilgilere göre seneye sınıflar yine karışacakmış ve muhtemelen bu seneki sınıfımı bir daha topluca göremeyeceğim. Değişik duygular içindeyim. Bir yandan sınıfın bozulmasının verdiği burukluk bir yandan de seneye oluşacak sınıfımın heyecanı var içimde.  Belki daha iyi, belki daha kötü bir sınıfa düşeceğim ama yine de değişim insanda garip bir heyecan oluşturuyor. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Değişim her zaman kötü veya iyi olmak zorunda değildir, bazen değişim sadece değişimdir. &lt;/span&gt;Belki herkes için daha iyi olur. Bunu zaman gösterecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınıfımla son kez beraber olmak için gidiyorum şimdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-8286561970690173109?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/8286561970690173109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=8286561970690173109&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8286561970690173109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8286561970690173109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/06/10-b.html' title='10-B'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2947622695963333259</id><published>2008-06-12T23:14:00.003+03:00</published><updated>2008-06-13T10:56:39.179+03:00</updated><title type='text'>İki Resim Arasındaki Fark</title><content type='html'>Küçük bir tiyo vermek istiyorum. Arkadaşlarınız hakkında daha iyi fikir sahibi olabilirsiniz belki. Bunu tek bir soruyla anlıyoruz. Bu soruyu bir arkadaşınıza ve bir dostunuza sorduğunuzda farklı cevaplar alacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorumuz; "bir şey istesem yapar mısın, bir konuda yardımına ihtiyacım var" gibisinden önermeler. Bunu bir arkadaşınıza sorduğunuzda, alacağınız muhtemel cevap "ne olduğuna bağlı" olacaktır. Eğer bu soruyu bir dostunuza sorarsanız alacağınız cevap ; "tabi ki, ne istiyorsun_?" benzeri bir şey olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yazım bu kadar kısa.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2947622695963333259?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2947622695963333259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2947622695963333259&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2947622695963333259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2947622695963333259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/06/iki-resim-arasndaki-fark.html' title='İki Resim Arasındaki Fark'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-8028518979100571983</id><published>2008-06-12T22:51:00.003+03:00</published><updated>2008-06-12T23:14:22.854+03:00</updated><title type='text'>Magic Words</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.blossomfloristla.com/images/thanks5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://www.blossomfloristla.com/images/thanks5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kullanmayı pek sevmediğimiz kelime kalıpları var.  Nedendir bilinmez ama bu kelimeleri kullanmak insanların aklına gelmez veya pek umursanmadığı için gözardı edilir. Bu kelimeler; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;teşekkür ederim &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;özür dilerim&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi çok bilinen ve basit kelimeler bunlar. Bu kadar basit oldukları halde etkileri gözle görülür bir biçimde söylenen kişide olumlu bir etki yaratır. Kendimce bazı fikirler yürüttüm bu kelimeleri neden kullanmadığımız hakkında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Özür dilerim" i ele alalım önce. Sanırım bunun kullanılmama nedeni hakkında fazla zorlanmadan bir kanıya varabiliriz. İnsanlar hatalarını kabul etmeyi sevmez ya da hatayı başkalarının üstüne atarak suçluluktan sıyırır kendisini. Başkalarının kendilerinden üstün olduğunu kabullenemez ve bunu inkar eder kendi içinde. Bu yüzden özür dilemek zor gelir.  Kişiler bilmiyorlar ki özür dileyerek kendisini karşısındakinin gözünde daha saygın bir duruma seviyeye çıkartır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim diğer kelime takımımıza; teşekkür ederim. Teşekkür etmek de belleklerimizde pek yer etmeyen bir kelime. Bunun hakkında da biraz fikir yürüttüm. Sanırım kimse yardıma ihtiyacı olduğunu itiraf etmeyi sevmiyor. Yapılan iyilik karşısında takındığımız tavır çoğu zaman iyikte bulunanı tatmin etmez. Halbuki sadece "teşekkür ederim" diyerek karşımızdakine, minnettarlığımızı ifade edebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kelimeleri ben de unutuyorum bazen. Sonra aklıma geliyor kimi zaman da. Hayatımızı kolaylaştıracak ve daha tahamül edilebilir kılacak bu kelimeleri kullanalım. Bu yazıyı okuyunca aklınıza, en son kimden özür dilemeniz veya teşekkür etmeniz gerektiğini geçirin ve ilk fırsatta bunu yapın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-8028518979100571983?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/8028518979100571983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=8028518979100571983&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8028518979100571983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8028518979100571983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/06/magic-words.html' title='Magic Words'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7589165285348142540</id><published>2008-05-20T00:05:00.004+03:00</published><updated>2008-05-20T00:40:56.080+03:00</updated><title type='text'>Efendime Söyliim</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İki günde, iki yazıyla kendimi aşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Uzun bi aradan sonra (23 saat kadar) tekrar bir şeyler yazma dürtüsü doğdu içimde. Kafamı karıştıran, uzun, kavramlar üzerinde sörf yapan, melankonik bir yazı yazma niyetinde değilim. Zaten istesem de beceremem, çok yorgunum. Yorgunluğumun sebebi; her şeyi son ana bırakma alışkanlığım ve uyku saatlerimi ayarlayamamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NTV'de salak bir yarışmamsı bir şey izliyorum. Orada geçen bi cümle aklıma takıldı, ama bundan önce programın içeriğinden bahsedeyim. Dört tane zeki(?) ve okumuş abimizin ve ablamızın oluşturduğu bir jüriye, yarışmacılar, 5 dakika içinde bilimsel(??) projelerini anlatıyor ve ben "zekiyim huleyn" diye çırpınıyorlar. Neys sanırım biraz açıklayabildim olayı. Şimdi de beni, bu satırları yazmaya gark eden(hoşuma giden bi deyim) cümleyi paylaşayım. Yarışmacılardan biri, sunumunu yaparken "efendime söyliiiiim" diye bir tamlama kullandı. Bizim okumuş ve zeki(???) abimizin biri de; " haha (küstah bi şekilde), 'efendime söyleyim' i eğitimsiz kişiler kullanır" diye ahkam kesti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni düşündüren de bu oldu işte. İnsanları ezmek, aşağılamak, küçümsemek bu kadar kolay mı ya_!? Hem de Tvde.  Bu kadar mı yüzeyselsiniz, bu kadar mı egonuza yenik düşmüş durumdasınız, bu kadar mı düşüncesizsiniz_? Bu olay, bana en büyük eksikliğimiz olan şeyi hatırlattı; hoşgörü... Empati de güzel bi kelime bu durum için ama Türkçe'yi koruduğumuzdan tercih etmema dikkat ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün sorunlar ve karmaşa zaten bu yüzden ortaya çıkmıyor mu_? Bencilliklerimizin esiri olduğumuzda, başkalarını düşünmediğimizde, dünyanın kendi popomuzda döndüğünü düşünmeye başladığımzda meydana gelmiyor mu tüm sorunlar. Kimseden büyük fedakarlıklar beklemiyorum. Sadece bi eylemi gerçekleştirmeden önce kendilerini karşısındakinin yerine koysunlar ve biraz düşünsünler. Ama nerde.... Dünya popomuzda dönüyor ya,  herşeyi biz biliyor, en iyisi biz yapıyoruz ya, o yüzden gerek yok düşünerek hareket etmeye(ulan hareket dedim de, fizik sınavında hareket var mı acaba_?).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları yazdım çünkü, çok rastlıyorum bu tarz şeylere. Bazen aynı durumda ben de kalıyorum. Düşüncesizce ettiğim bi laf, ya da yaptığım bi hareket, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabiliyor. En kötüsü de bazen yaptıklarınızın hata olmadığı yanılgısına düşmemiz. Bu yüzden lüften sadece kendinizi düşünmeyin, biraz duyarlı biraz hoşgörülü biraz da güler yüzlü(bunun konuyla alakası yok ama siz yine de gayret edin =)) olun daima. Yazımı da çok değerli bi insandan yaptığım alıntıyla sonlandırayım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Efendime söyliiim sizi de sözliiim &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kucak dolusu elma şekerleri ...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7589165285348142540?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7589165285348142540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7589165285348142540&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7589165285348142540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7589165285348142540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/05/efendime-syliim.html' title='Efendime Söyliim'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1553952481006824990</id><published>2008-05-19T00:57:00.002+03:00</published><updated>2008-05-19T01:19:05.223+03:00</updated><title type='text'>01:18</title><content type='html'>Trigonometri çalışmaktan mıdır, gecenin bi saati n'apıcağımı bilemememden midir, yoksa "yeni göneri" yazısının çekiciliğinden midir, bilinmez ama bir yazı yazayım bloguma dedim.  Her zamanki gibi yine boş kelamlar etmek için oturdum klavyenin başına.  Bakalım hediye torbasından ne çıkacak bu gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepinizin bildiği gibi, zaman çok çabuk geçiyor, hatta göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Bu aralar herkesin ağzında aynı geyik; " abi ya, daha dün gibi aklımda okulun ilk günü, ne ara bitti ". Evet, ben de çok sıkıldım bunlardan. Her sene aynı şey hala alışamadın mı kardeşim_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bunların hepsi yalan. Zaman çabuk falan geçmiyor. Sadece boş geçiyor. Sen bütün sene hiç bi etkinliğe katılma, sınıfça hiçbir şey yapma, eve gel boş boş otur bilgisayarın başında, bir gününü diğerinden farklı yaşama, sonra neymiş " zaman çabuk geçiyor, daha dün gibi aklımda ilk gün". Herhalde ilk gün gibi aklında olur. İlk günden sonra farklı hiçbir şey yapmazsan, aklında sadece ilk günün kalması normal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek istediğime gelirsek; zamanın geçiş hızını biz ayarlıyoruz. Aklıma güzel bi benzetme gelmesini bekliyorum ama Celtics-Cavs maçı var, o yüzden pek düşünemiyorum, aklım oraya kayıyor(LeBron'un smaç da baya güzeldi). Siz buraya uygun bir şeyler koyarsınız. Neyse, konu yine dağıldı. Ne demiştik, zaman çabuk geçmiyor. Biz onun içini boşaltarak hızlı geçmesini sağlıyoruz(bu güzel oldu). Eğer, geriye dönüp baktığımızda, gözümüzün önüne, bir sürü güzel anı ve çeşitli olaylar(sanırım ikisi de aynı şey oluyor) seriliyorsa zamanın hızlı geçtiğini farketmeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haddimi aşıyor muyum bilmem ama bir tavsiyede bulunmak isterim. Zamanın çabuk geçmesini istemiyorsanız, her gününüzün aynı geçmesini engellemeye çalışın. Mesela bu yazıyı okuduktan sonra bilgisayarın başından kalkın ve puzzle yapın(yapın da sinirleriniz bozulsun xD) ya da arkadaşlarınızı arayıp bi buluşma ayarlayın veya beni arayıp halimi hatrımı sorun, herhangi bir şey yapın bu anı farklı kılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykum var, sınavım var, dönem ödevim var. Bakın bu kadar işin arasında sırf siz sevgili okurlarım için hayat dersleri veriyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1553952481006824990?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1553952481006824990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1553952481006824990&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1553952481006824990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1553952481006824990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/05/0118.html' title='01:18'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-5926314350563934437</id><published>2008-04-27T02:16:00.005+03:00</published><updated>2008-04-27T02:36:58.803+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.perthlaw.biz/Bird%20Week%202006/nike.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://www.perthlaw.biz/Bird%20Week%202006/nike.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Oh be... Sınavlar bitti, dersler yok. Ne güzelmiş ya okul böyle olunca. Zamanımı nasıl harcayacağımı şaşırdım. Aslında yapacak ne kadar çok şeyim olduğunu anladım, bu 2 haftalık sınavlardan sonra. Hani derler ya " Bir şeyi kaybetmeyince değerini anlamazsın " diye, aynen öyle oldu. En sevdiğim şeyimi kaybetmişim de haberim yokmuş; boş vakitlerimi....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normalde olsa ne yapacağıma karar veremez, bilgisayarı açar salak salak monitöre bakardım ya da TV'yi açıp bilmem ne dizisinin bilmem kaçıncı tekrarını izlerdim(her hafta family guy'ı 3 kere izliyorum). Ama dün farklıydı. Eve geldim, çat çat çat, bi baktım saat 12 olmuş. Bu "çat çat çat"ı açmak gerekirse; kitap okudum(son bi iki aydır sadece otobüste okuyordum, evde okumak da güzelmiş), evde yığılmış duran animelere başladım, yeni albümler dinledim, hatta bi ara gaza gelip gitar çalmayı bile denedim (ama sonuç hüsrandı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen bunları bi yere bağlayayım da havada kalmasın konu. Boş vakitlerimizi değerlendirmiyoruz, harcıyoruz. Üşeniyoruz yapmayı istediğimiz şeyler için harekete geçmeye. En basidinden; kitap okumak mesela, yapılması çok kolay ama başlamayı geciktirdiğim için hep erteleniyor. Bu sadece bir örnekti. Hayatımızda diğer olaylar için de bu geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üşengeçliğin yerini tereddüt alıyor bazen. Bunun çözümü de çok kolay. Harekete geçmek. İlk önce "acaba" kelimesini az kullanmaya, mümkünse hiç kullanmamaya çalışın. Düşünmeyin, sadece yapın. Aklımıza ilk gelen tercih çoğu zaman doğru olandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındayım burada yazdıklarımın okuyanlar için hiç bir öneminin olmadığının. Olsun ama, blogu açma sebebim de zaten kendi kendime konuştuklarıma başkalarını da ortak etmekti. Belki aradan biri çıkar da " aa dur lan belki de doğru söylüyordu" der, ben de sevinirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, söyleyeceklerim bu kadardı. Buradan, iki bölüm birden yayımladıkları için "Avatar: the Last Airbender" ekibini ve bu saatte konuyu nerden nereye bağlayabilmemden dolayı kendimi tebrik ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-5926314350563934437?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/5926314350563934437/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=5926314350563934437&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5926314350563934437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/5926314350563934437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/04/just-do-it.html' title=''/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2891273307204691163</id><published>2008-04-10T16:43:00.002+03:00</published><updated>2008-04-10T16:57:11.912+03:00</updated><title type='text'>Nerde Kalmıştık_?</title><content type='html'>Son yazıma baktım da, ne kadar mutluymuşum. Aradan geçen 20 gün haliyle biraz değişiklikler bıraktı bende. Kafam karıştı. Evet seygili durak, kafam karıştı. Maruz kaldığım muameleler ve öğrendiğim şeyler, düşünmem gereken bir yığın şey oluşturdu kafamda. Nereden başlayacağımı da bilmiyorum. Başlayınca da işin içinden çıkamıyorum. Anlayacağın eskisi kadar mutlu değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar kolaymış öğüt vermek. "Mutlu ol, Carpe Diem, zart-zurt" demekle olmuyormuş bu işler. Gerçekten de aptal-saptal şeyler insanın canını sıkabiliyormuş. Ee, tabi bi de bendeki olayları kurgulama kabiliyetiyle de (evet, bazıları paranoya da diyor) birleşince, RAP dinletilmiş maymuna dönüyor insan. Harekete geçmek yerine, çevresindeki olanları anlamaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi de bunlar yetmezmiş gibi bu havada hasta oldum, durak. Şu an sürünüyorum resmen. Burnumu çekmekten yazı yazamıyorum, düşündüklerimi bile duyamıyorum. He, bu arada söylemeden geçmeyeyim; kendi çapımda "çevremi güzelleştirme" girişimlerinde bulunuyırum. Henüz kimse bunun farkında değil(tabi bu satırları okurlarken farkında olacaklar). Bi sonuca ulaşırsa devam edeceğim girişimlerime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şimdi yazımı bitireyim, biraz zaman geçsin tekrar gelirim yeni düşüncelerimle sana. Jethro Tull dinleyip kafamı dağtıyorum. Web-cam de buldum evde, biraz maymunluk yapayım da eğleneyim. Blog okurlarım için yenilikler getireceğim. Bunu da söylemeden geçmeyeyim. Bundan sonra daha sık yazacağım ve yapabilirsem güzel şeyler ekleyeceğim sayfaya.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2891273307204691163?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2891273307204691163/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2891273307204691163&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2891273307204691163'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2891273307204691163'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/04/nerde-kalmtk.html' title='Nerde Kalmıştık_?'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-6844100642894618138</id><published>2008-03-21T17:08:00.005+02:00</published><updated>2008-03-22T11:47:22.560+02:00</updated><title type='text'>Kanatlarım yok ama uçabilirim</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_2D6axdIhkeY/R-TVpPl1krI/AAAAAAAAAA4/fUiS5ciS6F8/s1600-h/k174.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_2D6axdIhkeY/R-TVpPl1krI/AAAAAAAAAA4/fUiS5ciS6F8/s200/k174.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5180500375919497906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Düşünmeden yazıyorum. Okunma, beğenilme, ilgi çekme beklentisi olmadan... Okunmaması için yazıyorum belki de. Duygularımı, düşünme filtresinden geçirmeden aktarıyorum. Bir nevi, günlük yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir endişe ortaya çıkmıştı. Herşeyin iyi ve istediğim gibi olmasından kaynaklanıyordu. Doğal bir denge vardı; hiç bir zaman herşey yolunda olamaz. Neyse ki bu durumun geçici olduğunu, kötü geçen  matematik sınavımla anladım. Akabinde birkaç istenmedik olay daha yaşayacağım ve tekrar düzene girmiş olacak herşey. Zaten üzülmezsek, mutluluğun kıymeti anlaşılır mı_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, sevgili durak biraz günlük niyetine kullanacağım seni. Kafamda bazı çıkarımlar ve onların birkaç misli de soru oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle kendime kendime aldığım kararları uygulamaya çalıştım son bir iki haftada. Bazıları gerçekten çok zormuş. Konuştuğun kişilere, onlar hakkındaki gerçek duygu ve düşüncelerini söylemek yerine,  karşılaşmak istedikleri yalancı kişinin maskesi takmak beni epey yoruyor ama korkarım ki devam etmek zorundayım. Bir de hoşgörü meselesi var tabi. İnsanların düşüncelerine saygı göstermem ve onları anlamam gerektiği kanısına vardım. Çoğu zaman yararı oluyor bana ama bu da gerçekten zor bir davranış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya son haftalarda herşey istediğim gibi oldu diye, buna bir de insan ilişkilerini katmam gerek. Birden insanlarla yakınlaşmaya, daha samimi olmaya başladım. Yeni kişilerle ve aslında tanımadığımı anladıklarımla tanıştım, kaynaştım. Tanıdığımı sandığım insanlarla konuştum, paylaştım. Konuştukça anlaştım, anlaştıkça yakınlaştım ve maskemi sıyırmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar yaptığım çıkarımlardı ve göreceğin gibi kafama takılan sorular yanında çok önemsiz kalacaklar. Mesela kafamı sürekli meşgul eden şeylerden biri olan mutluluk hakkında bir şeyler anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamıyorum, neden kimse mutlu olduğu gerçeğini kabul etmiyor. "Hayır, ben mutlu değilim. Başıma hep kötü şeyler geliyor, hayatta istediğim hiçbir şey istedğim gibi olmıyor, kimse beni anlamıyor" klasik salak insan sözleri... Hayır sen mutlusun. Hatta o kadar mutlusun ki bunun farkına varamıyorsun, ta ki elinden alınana kadar. Düşünsene bir, dünyadaki kaç insan senin yerinde olabilmek ister ve bu istek için ne kadar çalışmaları gerekir. Oysa sen doğuştan bu özelliklere ve ayrıcalıklara sahipsindir. "Ama ben farklıyım herkes gibi değilim", hayır, o kadar çok herkes gibi herkessin ki bundan kurtulma çabalarına giriyorsun. Neden bazı şeyleri oluruna bırakmıyorsunuz, zamanın akıp gitmekten başka özellikleri de var, düzeltmek gibi. Küçük şeylerle mutlu olamamakla kalmıyoruz, büyük olaylardan bile mutsuzluklar çıkartabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları da hemen yanlarında duran mutluluğa uzanmak yerine, aynadan onun silik bi yansımasını izleyeme dalıyor. Bu kişiler neden mutlu olacakları günü bekleyerek, onun kendisine geleceğini umarak, mutluluğa arkalarını dönerler_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah... o kadar nankörüz ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar sadece mutluluk hakkında kafama takılanlar. Dahası da var;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden hiçbir şeyin yolunda olmadığına, herşeyin kötüye gittiğine kendimizi bu kadar inandırıyoruz_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden ileriyi düşünerek anı mahvediyoruz_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden ufak şeyleri büyütüp kendimize yoktan yere dertler üretiyoruz_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden gülünecek halimize ağlıyoruz_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden kendimizi diğerlerinden üstün, dertlerimizi çözülmez görüyoruz_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar aklımdaki bazı sorular. Asıl önemli olan ise insanlar arasındaki ilginç yaşantılar. Sürekli birbirimize yaranmak, karşısındaki mutlu etmek ya da iyi gözükmek gibi amaçlar güdüyoruz. Neden kim olduğumuz gibi değil de olmamız gerekenmiş gibi davranıyoruz. Bunun temelinde anlayış eksikliğimiz yatıyor. Sadece kendimiz gibi olanları yanımızda tutarken bize asıl yarar sağlayacak olan farklı düşünceleri kendimizden uzaklaştırıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden hayata bir başkasının gözünden de bakmayı istemeyecek kadar benciliz_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden durak, neden bunları yapıyoruz_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da önemlisi neden kendimizi düzeltmek istemiyoruz_?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trende gelirken aklımı kurcalayan şeyleri seninle paylaştıkça daha iyi düşünebilmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne güzelmiş düşünmeden, tasarlamadan, içinden geldiği gibi yazmak....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-6844100642894618138?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/6844100642894618138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=6844100642894618138&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6844100642894618138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6844100642894618138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/03/kanatlarm-yok-ama-uabilirim.html' title='Kanatlarım yok ama uçabilirim'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_2D6axdIhkeY/R-TVpPl1krI/AAAAAAAAAA4/fUiS5ciS6F8/s72-c/k174.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1101684114858582033</id><published>2008-02-29T21:52:00.005+02:00</published><updated>2008-02-29T22:57:54.496+02:00</updated><title type='text'>Galata Kulesi ve Ben</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_2D6axdIhkeY/R8hu6y1hGeI/AAAAAAAAAAw/Agehovm5OFo/s1600-h/SANY1002.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_2D6axdIhkeY/R8hu6y1hGeI/AAAAAAAAAAw/Agehovm5OFo/s200/SANY1002.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172506128392722914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şubat ayının şu son saatlerinde bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Bu kararımın tek nedeni ise şu anki can sıkıntımı geçirecek tek şeyin yazmak olduğunu düşünmem.  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Bir söz vardır, "korkularını yenmek için onlarla yüzleşmen gerekir" diye. Deneyimlerime dayanarak bu sözün de geçerliliği olmadığını açıklamak istiyorum. Bu sözün bir gerçek olmadığını anladığım olayı yazayım en iyisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni tanıyan pek çok insanın bildiği üzere; benim feci bir yükseklik korkum var. Örnek vermek gerekirse; okul bahçesinin 5 metre yüksekliğindeki duvara oturup ayaklarımı aşağıya sarkıtmışlığım yoktur. Korkunun boyutu anladığınıza göre olaya geçeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün arkadaşlarımın ısrarıyla Galata Kulesine gittim. Öncesinde 10 kiloluk çantamla hayatımda çıkmadığım kadar yokuş çıktığım için, bitkinlikten yükseklik korkumun olduğunu asansörle 4. kat civarına gelince hatırladım. Artık iş işten geçmişti, mecbur çıkacaktık 9. kata kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulenin tepesine vardığımızda, yanımdakilerden " vaov, abi manzaraya bak ya, bütün İstanbul gözüküyor" gibi tepkiler gelmeye başlamıştı, oysa benim tek düşündüğüm "acaba burdan düşsem kaç saniyede aşağıya varırım, ulan 700 sene dayanmış 20 dakika daha dayanır herhalde bu zemin, niye burda bu kadar çok alman var_?" gibisinden şeylerdi. Neyse, kulenin balkonuna çıktık( balkon tabiri ne kadar doğru bilmiyorumi belki başka bi ismi vardır). İşte o anda büyük şaşırtıyla(bilmeyen arkadaşlar için; şaşırtı, süprizin türkçesi olup kendi ekibim tarafından bulunmuştur) karşılaştım. Kuleyle korkuluklar arasında sadece 1 metre mesefa vardı. Önceleri kulenin duvarıyla bütünleşip nabzımın yükselişini takip ettim. Sonra oradakilerden biri " bi saniye geçebilir miyiz_?" deyince kaçılmaz olanın- yanı korkuluklara yaklaşıp aşağıya bakmamın- zamanının geldiğini farkettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dile kolay, 67 metre...  Ben korkuluklara yaklaşınca birden soğuk terler dökmek deyiminin gerçekten de varolduğunu anladım. Ben kulenin kenarına gelince sağa doğru tura başladık. Turun yarısına gelince kulenin çevresinin yürüdükçe arttığının(sonu gelmiyordu çünkü) ve çarpık kentleşmenin ne olduğunu öğrendim. Artık ileri bakıyordum, az da olsa tedirginliğim geçiyordu. 3-4 resim, birkaç " aa bak ne güzeeeel" deyişleri ve salak Alman turistten sonra turu tamamlamayı başardık. Bizimkiler manzaranın tadını çıkartırken, ben titriyordum resmen. Benim kapıya vardığımızı görür görmez hemen içeri dalmamla hayatımın en zor geçen 20 dakikası sona ermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu geziden elde ettiğim sonuçları yazayım;&lt;br /&gt;- Artık en küçük kestirmede bile rüyamda bi yerlerden düşüyorum,&lt;br /&gt;- Almanlar salaktır( malların hepsi ok yönünün tersine dönüyordu),&lt;br /&gt;- Turistleri baya kazıklıyoruz( 5 liralık şeyler, "for tourists 10 ytl" gibi özel fiyatlara satılıyordu),&lt;br /&gt;- Kulenin tuvaletleri bile 7. katta olduğu için heryerden korku fışkırıyor,&lt;br /&gt;- "Korkularını yenmek için onlarla yüzleşmelisin" diyenlere artık gönül rahatlığıyla "hassiktir lan" diyeceğim,&lt;br /&gt;- Bi yere gitmeden önce nelerden korktuğumu gözden geçirmeliyim,&lt;br /&gt;- Satılan maket kuleler çok dandik, hemen uçları kırılıyor. Çağrınınkini kırdım ordan biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımda kalanlar bunlar, belki daha sonra başka şeyler eklerim .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlla korkularımı yenmek istiyorum diyorsanız, hayal hücünüze kilit vurun. Mesela kuledeyken neler olabileceğini düşünmeyin, sadece ileri bakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-style: italic;"&gt;resimde güldüğüme bakmayın, bacaklar titriyor aslında o sırada)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1101684114858582033?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1101684114858582033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1101684114858582033&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1101684114858582033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1101684114858582033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/02/galata-kulesi-ve-ben.html' title='Galata Kulesi ve Ben'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_2D6axdIhkeY/R8hu6y1hGeI/AAAAAAAAAAw/Agehovm5OFo/s72-c/SANY1002.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-786147517594642186</id><published>2008-02-16T23:19:00.005+02:00</published><updated>2008-03-13T23:39:27.313+02:00</updated><title type='text'>26 Dakika</title><content type='html'>Yeavuz'un yorum yapmak için başlık açmam konusunda beni sıkıştırması ve All-Star başlayana kadar yapacak işim olmaması nedeniyle yeni gönderi yazıyorum.  aslında bu yazı 20 dakika önce yazılmış olacaktı. ama rap üzerine yaptığım ve her zamanki gibi yine iki tarafında ikna olmadığı bir konuşma yüzünden geçikti. zaten tartışmalardaki amaç da farklı görüşlerle ifade zenginliğini zenginleştirmek değil midir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıma gelecek olursak, ilk kez kafamda bir konu belirlemeden yazıyorum. ilham perisi midir, ne boktur, onu bekliyorum. ( bu şey gerçekten var mı yoksa_? aşağıdaki yazıyı tekrar tekrar silipbaştan başlamam-düzeltmem ve bitirmem 26 dakika sürdü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tik-Tak tik-tak&lt;/span&gt;... duvarda asılı olan yeşil saatimden gelen bu ses bana bir-iki hafta önceyi hatırlattı.  kuzenimde kaldığım gece yatağa yattığımda gelen tek ses buydu. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tik-tak&lt;/span&gt;... insana sanki zamanın ne kadar hızlı geçtiğini hatırlatı. gerçi daha hayatın avucumuzda tuttuğumuz su misali nasılda akıp gittiği hakkında bir söylevde bulunmak için erken bir yaştayım, ama o &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tik-tak&lt;/span&gt;'lar bana bunu hatırlattı. LGSye geçen hafta girmiş, okula 3 gün önce başlamış, tatil ise dün bitmiş gibi geldi bana.&lt;br /&gt;Birkaç &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tik-tak&lt;/span&gt;'tan sonra aklıma yeni düşünceler geldi.  daha önce de söylediğim gibi, yalnız kaldığımızda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;düşünürüz&lt;/span&gt;. bunun çok kötü olduğunu ve insanın en çok sıkıldığı an olduğunu sanıyordum. fakat değilmiş. en kötüsü düşünecek bir şeylerinin olmamasıymış. hayattan bir beklentinin olmaması," ne yaptım ben şimdiye kadar, ileride neler yapacağım, yarın acaba farklı ne olacak, neden böyle böyle yaptım ki, onun yerine şunu yapsam daha iyi olurdu neden o zaman bunu düşünememişim _?" gibi sorular karşısında bi çare cevap aramakmış.&lt;br /&gt;Saatime baktığımda ilk &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tik-tak&lt;/span&gt;'tan sonra 1 saat geçmiş olduğunu farkettim. kendimi farklı şeyler(oyunlar,spor,diziler) düşünerek uyumaya ikna ettim. sabah kalktığımda ise en çok şaşırdığım şey " ulan ne salak şeyleri düşünüp uykusuz kalmışım" demem oldu. fakat hava kararıp saatler yatma vaktine doğru koşarcasına yaklaştığı zaman o ses yine duyuldu; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tik-tak...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;yine yatmamak için bin bir türlü bahane buldum. gel gör ki yine yattım yatağa. yine aynı sorular, yine aynı sıkkınlık sardı beni. keşke hiç uyumak zorunda olmasaydık diyordum kendi kendime.&lt;br /&gt;Sonra bir şeyi farkettim. bu sorulara neden cevap arıyordum ki_? zaten cevabını bilmiyor muydum_? benim sevdiğim bir söz yok muydu_? neydi o, neydi o_? heh işte bulmuştum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Carpe Diem... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;bunu bi arkadaşımdan alışkanlık edinmiştim, daha sonraları fazla kullanmamaktan ihtiyacım olduğu zaman aklıma gelmemişti.  anlamı "anı yaşa" olan bu söz bütün soruları cevaplamıştı.&lt;br /&gt;Artık o ses bir melodi gibi geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;tik-tak tik-tak...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-786147517594642186?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/786147517594642186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=786147517594642186&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/786147517594642186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/786147517594642186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/02/26-dakika.html' title='26 Dakika'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7534346810611447539</id><published>2008-01-29T00:15:00.000+02:00</published><updated>2008-01-29T00:52:45.219+02:00</updated><title type='text'>Mutluluk</title><content type='html'>Hayır, size geçen gün Kanald'de gösterilen, baş rolünde Özgü Namal'ın oynadığı ve bilmem kaç tane ödül alan filmden bahsetmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu muyuz_? Bu sorunun cevabını herkes "evet" olarak vermek ister. Aslında bütün hayatımızı bu soruya evet diyebilmek için harcarız. Arkadaşlarımızla vakit geçiriyoruz, sınavlardan iyi notlar almak için çalışıyoruz, iyi bir üniversite için çalışıyoruz, mesleğimizde ilerlemek için çalışacağız, evleneceğiz, çoluk çocuğa karışacağız... bunların ortak amacı da mutlu olmak yani "evet" diyebilmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki mutlu muyuz_? Genelde herkes buna evet diye karşılık verir. Ama gerçekten hangimiz mutluyuz. Düşündünüz mü hiç neden yanlızken, yapacak bir şeyimiz yokken gülmeyiz_? Gülmekten kastım kahkaha atmak değil. Sadece tebessüm. Arkadaşlarımızla güzel vakit geçirirken, hayatımızda hoş gelişmeler olurken, eğlenirken ve daha bir çok şey karşısında gülümseriz. Bu yüzden de kendimizi mutlu olarak varsayarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki mutlu değil miyiz_? Çoğumuz değil. Nedeni ise sürekli somurtmamız. Evet, somurtmamız. Yalnız değilken ve aklımız sürekli başka işlerle meşgulken gülümseriz. Bunun sebebi ise hiç düşünmek zorunda kalmayaşımız. Neden otobüste, yolda, ya da herhangi başka bir yerde gördüğümüz insanlar yalnızken gülümsemez_? Çünkü düşüncelerini yönlendirecekleri bir şey yoktur. Kendi vicdanlarıyla başbaşa kalmışlardır. geçmişteki hatalarını, pişmanlıklarını, ulaşamayacakları hayallerini, üzerlerindeki baskıları, yapmaları gereken yükümlülükleri, başlarına gelen olumsuzlukları, çaresizliklerini düşünürler. Düşünürler ve mutsuz olurlar.  Bu yüzden insanlar mutlu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümsemelerimizin bir çoğu sahte bir mutluluktan kaynaklanıyor. Sadece hüzünlerimizi unuttuğumuz, aklımızın başka şeylerle meşgul olduğu zamanlarda gülümsüyoruz ve kendimizi mutlu zannediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki mutlu insan yok mudur_? Elbette vardır. Yaptıklarından pişmanlık duymayan, hatalarını telafi etmiş, hayatını hep kendi istekleri doğrultusunda ilerleten, baskı ve yorgunlukla başa çıkabilecek, başına gelen her türlü olumsuzluğu yenebilecek donanıma ve kişiliğe sahip olan insan mutludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda veya otobüste gülümseyen birini görürseniz yadırgamayın. bilin ki o kişi "mutlu musun_?" soruna gönül rahatlığıyla "evet" diyebileceği için gülümsüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin de "evet" hayatın her döneminde evet demeniz dileğiyle yazımı bitiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-bu yazıda da çok fazla imla hatası olur, yakın zamanda düzelteceğim&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7534346810611447539?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7534346810611447539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7534346810611447539&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7534346810611447539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7534346810611447539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/01/mutluluk.html' title='Mutluluk'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2255207673980057806</id><published>2008-01-25T00:53:00.000+02:00</published><updated>2008-01-29T15:47:12.155+02:00</updated><title type='text'>Tatil</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;( bu satırları kotamın son kırıntılarıyla yazıyorum)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir aya yakındır bir şey yazmamışım bloga. bu da son bir ayımın nasıl geçtiği hakkında epey ipucu veriyor aslında. deli gibi bir sınavdan diğerine koştururken unutmuşum blogu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı yazmamda arkadaşımın " blog açmışsın 5 aydır bir şey yazmıyorsun aq" cümlesi baya etkili oldu. ayrıca farkettim ki yılın ilk yazısı da oluyor bu aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılın ilk yazısını karnelerden-dolayısıyla tatilden- önce yazmamın bir işaret olduğunu düşünüyorum. "nasıl bir işaret_?" diye soracak olursanız onu bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de işaretin vermek istediği ileti (mesaj değil, türkçesi varken ne hacet, ingilizcesine)&lt;br /&gt;bu yazıyı okuyup tatilinizi buradan kazandığınız yeni farkındalıklakla şekillendirmenizdir(hassiktir! dediğiniz duyar gibi oldum).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes gibi ben de tatil için sürüyle plan yapmıştım. ama tatil yaklaştıkça bu planların bir çoğu başka bir tatil olan, daha doğrusu tatillerin anası kabul edilen yaz tatiline sarktı. oradan da eylüle....-kestim- neyse çok uzadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatil bildiğiniz üzere 15 gün( aaaa! dediğinizi duyar gibi oldum). bunu en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. eğer psikopat veya inekseniz( gerçi birbirine yakın kavramlar) size 2. dönem konularını çalışmanızı, dönem ödevlerinizi yapmanızı, öss için sorular çözüp beyninizi patlatmanızı ve okul için gerekli olan dinlenmeyi gerçekleştiremediğiniz için 2. dönemde ortalıkta zombi gibi gezmenizi önerebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı okuyan hiç kimsenin ilk tavsiyeye uyacağını sanmıyorum. zaten öyle olsalar şu anda test çözüyor olurlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl önerim ise okul varken vakit bulup da yapamadığınız şeyler için zaman harcamanız. bu yüzden önce plan yapmalısınız. öncelik sırası belirleyip neyi ne zaman yapacağınızı tahmin etmelisiniz. mesela haftada 2 gün gitara giderim, hafta sonları arkadaşlarla buluşurum, şu şu şu kitapları okur, bu bu bu oyunları oynar, o o o dizileri indirir izler, o bu şu .... gibisinden bir şey yararlı olur gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer programınız olmazsa daha neyi yapacağınıza karar vermeden tatilin bittiğini ve bir pazar gecesinde msn başında pörtlek gözlerle yanıp sönen turuncu ışıklara baktığınızı farkedersiniz. program derken; saat 14.00-15.00 arası bunu yapmalıyım, pazar saat 12.00-15.00 arası arkadaşlarla sinema da olmalıyım gibisinde bir şeyleri kastetmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman kısa 15 gün, Spor Servisi(ntvde haftaiçi hergün saat 23.30da. burcu esmersoy sunuyor)  gibi göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi tatiller, sıkılırsanız bloga bir bakın derim. belki okumaya değer bir şeyler çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şefin( ne alaka dediğinizi duyar gibiyim) tatil önerileri;&lt;br /&gt;- müzik indirmek isteyennler için; rock/metal dinliyorsanız Uriah Heep ve helloween , eğer dinlemiyorsanız camdan atlayın zaten(sadece latife yaptımi, salak saçma yorum yapmayınız)&lt;br /&gt;- film izlemek isteyenler; the Prestige(çağrı anlatcam ben sana onu merak etme), iskelet anahtar&lt;br /&gt;- dizi isteyenlere; FullMetal Alchemist(kendisi anime olur ve 50 bölümdür)&lt;br /&gt;- kitap; Gediksavaşları Efsanesi&lt;br /&gt;- hobi; resim veya gitar kursu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; +18 filmlere " gireriz abi baksana 18 göstermiyor muyuz_?" gazıyla gitmeyin. kapıda kalınca çok fena içinizde patlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(çok fazla bir şeyler "duyar gibi oldum".  bi sorun var yamulmuyorsam)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-epey bir yazım hatası var , bi ara düzelteceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2255207673980057806?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2255207673980057806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2255207673980057806&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2255207673980057806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2255207673980057806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2008/01/tatil.html' title='Tatil'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-1369576763050591140</id><published>2007-12-25T22:45:00.000+02:00</published><updated>2007-12-26T18:50:48.586+02:00</updated><title type='text'>Sürüde Koyun Olmak</title><content type='html'>Kendini farklı hissetmek... bütün insanların ortak hissidir farklı olduğunu hissetmek ve farklı olmaya çalışmak.&lt;br /&gt;Herkeste vardır " ben farklıyım, kimseye benzemem" duygusu. evet sen farklısın ama sadece aynı sürüde otlayan iki koyunun farklı olduğu kadar. sen daha uzunsundur, daha yakşıklısındır, sen herşeyi yaparsın, yenilmezsindir, çok ince ruhlusundur vs vs örnekleri çoğaltabiliriz. fark sadece bu kadardır ama.&lt;br /&gt;Sen de üzülünce ağlar, güzellikler karşısında sevinirsin, ezilince tepki verir sinirlernirsin. senin de çobanın aynıdır. sen de aynı yöne güdülürüsün, aynı amaçlara ulaşmak için aynı engelleri aşarsın veya aşmaya mecbur tutulursun. en önemlisi ise sen de kendini farklı sanarsın ve sürüden ayrılmak için çabalarsın. her ne kadar çabalasan da o çoban seni süreye tekrar sokar .&lt;br /&gt;Aslında o kadar aynıyız ki...&lt;br /&gt;Belki de bu gerçeğin farkına varan ve kabullenenler diğerlerinden ayrılır, çobanı aşar ve farklı çayırlara gider. yoksa salak saçma kılıklara girip marjinal davranışlarla sadece yünlerini diğerlerinden ayırırsın. unutmaki postlarının altında bütün koyunlar aynıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-1369576763050591140?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/1369576763050591140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=1369576763050591140&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1369576763050591140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/1369576763050591140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/12/sr-de-koyun-olmak.html' title='Sürüde Koyun Olmak'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7480180421358230130</id><published>2007-12-20T00:33:00.000+02:00</published><updated>2007-12-20T00:34:08.137+02:00</updated><title type='text'>İYİ BAYRAMLAR</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7480180421358230130?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7480180421358230130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7480180421358230130&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7480180421358230130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7480180421358230130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/12/iyi-bayramlar.html' title='İYİ BAYRAMLAR'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7781457995013310279</id><published>2007-12-15T20:09:00.000+02:00</published><updated>2007-12-15T21:10:52.070+02:00</updated><title type='text'>Bakalım yine 5 yorum alacak mıyız_?</title><content type='html'>Son yazıma yapılan birbirinden güzel(!) 5 yorum, beni yeni bir yazı oluşturmak için gaza getirdi adeta.&lt;br /&gt;  Uzun ve sıkıcı bir sınav haftasını daha atlatmış bulunuyoruz. kimisi çalıştı, kimisi çalışmadı, kimisi çalışıp 'abi tek kelime bilmiyorum n'apacağım sınavda' dedi. kiminin iyi geçti, kiminin kötü geçti, kiminin 'eh işte 3 alırım herhalde' geçti sınav haftası. ben daha nasıl geçtiğini bile anlayamadım. Sınav haftasından sonra yaptıklarımı, kendimle yaptığım söyleşide bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;Soran Ben: N'aptınız cuma günü_?&lt;br /&gt;Cevaplayan Ben: Hiç ya sinemaya gittik sadece.&lt;br /&gt;SB: Nerede gittiniz _?&lt;br /&gt;CB: Rexx'e gittik. abi salon o kadar dikti ki en arkadaki koltuğa oturunca yükseklik korkum olduğumu hatırladım ve tırsmaya başladım. sonraları alıştım ama.&lt;br /&gt;Soru soran ben: Hangi filme gittiniz peki_?&lt;br /&gt;Cevap veren ben: Kabadayıya&lt;br /&gt;SB: Arı Filmi dururken neden ona gittiniz_?&lt;br /&gt;CB: Aslında ben gitmek istemiyordum. Arı Filmine gidelim dedim. yanımdakilerden  "o çocuk filmi, kabadayı varken ona mı gidilir, ona gidersek ben gelmem, çocukken çizgi film izlettirmediler de içinde mi kaldı_?" gibi tepkiler geldi. ben de sorun yaratmayayım dedim.&lt;br /&gt;SB: Biliyorum o filmi, epeydir fragmanını veriyolardı.&lt;br /&gt;CB: Evet Eşkiya gibi bir şeydir diyorduk hatta.&lt;br /&gt;SB: Hatırladım böyle Şener Şenin yüzü çıkıyordu fragman sonunda değil mi_?&lt;br /&gt;CB: Evet. o film işte.&lt;br /&gt;SB: Güzel miydi bari_?&lt;br /&gt;CB: Beklentilerimi karşılamadı çünkü bir beklentim yoktu. bir nevi emrivakiyle gittim. yorum yapmak gerekirse; film çok uzundu(2.5 saat, -bu arada söyleşide de parantez açmak biraz saçma oldu di mi_?- evet bence de saçma oldu). yarım saatten sonra ne olacağını filmin nasıl biteceğini falan tahmin etmiş oluyorsun zaten. aksiyonun ne olduğunu bilip de onun bir türlü başlamaması biraz sıktı beni.&lt;br /&gt;SB: Çıkışta ne yaptınız_?&lt;br /&gt;CB: Öyle aylak aylak dolaştık, bilardo oynadık. bi de ben kulaklık alacaktım, ama 70 ytlden ucuza yoktu baktığımız yerde. yazıcıoğluna da akşam gitmeyelim dediler. kulaklık işi yalan oldu.&lt;br /&gt;SB: Hadi yaa. sınav haftasından sonra mp3leri düzenleyeceğim falan diyordun n'oldu o iş.&lt;br /&gt;CB: Hallettim onu. biraz zaman aldı ama iyi oldu. bütün şarkıları değiştirdim. ama epey bi metal ağırlıklı oldu. otobüsteki yaşlı teyzelerden bol bol " evladım bunlarla mı beynini yıkıyorsun_? bari sesini kıs da biz rahat edelim" lafları işitcem.&lt;br /&gt;SB: Hahah. takma onları ya. onların gezmekten beyni sulanmış.&lt;br /&gt;CB: neyse Heroes başlayacak şimdi. şu blogun linkini vereyim herkese de çıkayım. sınav haftası yüzünden izleyememiştim.&lt;br /&gt;SB: tamam o zaman. bakalım beğenecekler mi yazıyı. Beğenmezlerse bi daha böyle yazmazsın. tek başına takılırsın.&lt;br /&gt;CB: öyle gözüküyor.&lt;br /&gt;SB: güzel bi söyleşiydi&lt;br /&gt;CB: teşekkür ederim.&lt;br /&gt;SB: asıl ben teşekkür ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7781457995013310279?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7781457995013310279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7781457995013310279&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7781457995013310279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7781457995013310279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/12/bakalm-yine-5-yorum-alacak-myz.html' title='Bakalım yine 5 yorum alacak mıyız_?'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7692365744606164160</id><published>2007-12-08T23:52:00.000+02:00</published><updated>2007-12-09T00:26:56.506+02:00</updated><title type='text'>Ben Rapçileri Değil Rapi Sevmiyorum</title><content type='html'>Renkler zevkler geyiği vardır bilirsiniz. bunlar asla tartışılmazmış.  ama rap bence tartışılması gereken birşeydir. öncelikle müzik olup olmadığı tartışılmalı. her dım-tıs ritmi olan şeye müzik diyemeyiz. o zaman benim osurmam da müzik olur dolayısıyla saçma bir tanım olur(gerçi rapten daha iyi gelir kulağa). rap bence ritmik atışma olayıdır. rapin ne olduğuna karar verdiysek şimdi neden beğenmediğimi de açıklayayım.&lt;br /&gt;Rap bir nevi ezilmişlerin (fakir zenciler vb kimselerin) kendini dile getirme yöntemidir. türkiyedeki karşılığı arabesktir. genelde çetelerden çıkar bu rapçiler. bellerinde silah ellerinde ot onunla bununla yatarlar pavyon ve gece kluplerinde. yani toplumdan tamamen dışlanmışlardır. çareyi müzikte ararlar. ama gerizekalı oldukları için gitar çalıp rock veya jazz gibisinden şeyler yapamazlar. geriye sadece kafiye yazmak ve dım-tıs yapmak olan rap kalır. bunlar da rape başlar. önceleri kendi gibi yaşayanlardan ilgi görürler. sonra dalga halinde yayılır ünleri. asi ve sert çocuk görünmek 14-15 yaşındaki çocuklar için cazip geliyor çünkü. bi nevi özentilik diyebiliriz. kişiliklerini oturtmaya çalışıyorlar. zaten  rap dinleyen ( bahsettiğim serseriler hariç)  +20 yaşında pek kimseyi bulamazsınız.&lt;br /&gt;Rap'in belli başlı konuları vardır. önce hayata, kadare, zenginlere küfrederler. parayı bulup köşeyi dönünce de çetelere ona buna küfrederler. evet bildiniz hep küfrederler. çünkü rapi yapan kişi en fazla orta okula gitmiş ve sokaklarda büyümüş olduğu için ellerinden sadece bu gelir.&lt;br /&gt;Amerikalıları anladık ezilmişlik/dışlanmışlık/özentilik yüzünden dinliyorlar. sen bi türk olarak senle alakası olmayan bi müziği neden dinlersin_? bu soruyu epey bi kişiye sordum. genel olarak yanıtlar şöyle;&lt;br /&gt;Ben; neden rap dinliyorsun hepsinin ritmi aynı nerdeyse_?&lt;br /&gt;X; sözleri için&lt;br /&gt;Ben; adam zenci aksanıyla hızlıca konuşup küfrediyor. söylediklerini anlayamıyorsun ki&lt;br /&gt;X; ee...şey... hmm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genelde buradan sonra kitleniyorlar ve şu cevap geliyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;X; olsun ama kulağa güzel geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bence de saçma bi cevap ama n'aparsınız elden gelen bişey yok. bence bunun nedeni doğru müzikle tanışmamaları. rock(metal de olabilir ama metali eleştirenler hakkındaki yazımda bahsedeceğim bundan), jazz, klasik müzik, pop(hayır canım serdar ortaçtan bahsetmiyorum, the corrs, beatles, elvis vs vs) falan dinlemedikleri için rap dinliyorlar gibi geliyor bana.&lt;br /&gt;Rap hakkında söyleyeceklerim bunlar. yukarıda ettiğim hakaretlerden hiçbir rap dinleyen arkadaşım şahsına edilmiş gibi anlamasın. sadece rap yapanlara yani rapçilere olan sözlerimdi bunlar.&lt;br /&gt;Bu arada Sagopa Kajmer ve onun gibi rap yapanları dahil etmiyorum yukarıdakileri. ben sadece amerikalı rapçileri dinleyen türkleri eleştirdim. Sagopayı yeri gelir ben de dinlerim. sözleri çok sağlamdır.&lt;br /&gt;&lt;h1 class="title"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7692365744606164160?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7692365744606164160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7692365744606164160&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7692365744606164160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7692365744606164160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/12/ben-rapileri-deil-rapi-sevmiyorum.html' title='Ben Rapçileri Değil Rapi Sevmiyorum'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-8904894273773613956</id><published>2007-11-29T17:19:00.000+02:00</published><updated>2007-11-29T17:59:37.580+02:00</updated><title type='text'>Bus is under control</title><content type='html'>Bildiğiniz gibi her topluluğun veya bölgenin bir yöneticisi, idarecisi vardır. ülkeleri başbakanlar, mahalleleri muhtarlar, okulları müdürler, sınıfları ise sınıf başkanları yönetir(aslında öğretmenler de olabilir emin değilim). peki hergün yüzbinlerce kişinin içinde bulunduğu ve ufak çapta başlı başına bir ülke/şehir sayılan belediye otobüslerinin yöneticeleri kimdir_? hayır bilemediniz şöförler değil. onların üzerinde olan bir güç, tek bir yönetici vardır. bakışıyla kitleleri yerinden oynatır, tek sözüyle otobüste kavga başlar, yeri geldiğinde şöför bile onun dediklerini yapmak zorunda kalır. tahminleri alalım....bulamadınız mı_? iyi o zaman ben söyleyeyim: &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;YAŞLI TEYZE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Evet bu yaşlı teyzenin birkaç özelliği vardır.  60+ yaşlardadırlar. etkileyici bakışları ve daha da etkileyici sesleri vardır. otobüse bindikten sonra inatla arkaya doğru yolunun üstündekilere "yavrum çekil de geçeyim yaşlıyım, beyfendi biraz izin verir misiniz_?, aa arkası bomboş duruyor orayı gideyim" gibi buyruklarla önünden çeker. bu sırada yaşlı teyzeye yol vermek için bi izdiham çıkar insanlar birbirinin üstüne çıkar, arada ezilenlerin olması kaçınılmazdır. yaşlı teyze arka bölüme geldikten sonra gözleriyle en yumuşak huylu ve genç kişiyi seçme işlemine başlar( aslanların antilop sürünün en zayıf ve güçsüzünü seçip onu avlaması gibi). gözüne birini kestirdikten sonra onun başına dikilir. yaşlı teyze ondan yerini vermesini istemektedir. oturan kişinin ne kadar yorgun olduğu, ne kadar yükünün olduğu veya nerede ineceği onun için önemli değildir. oturmak istediğini doğrudan söylemez. önce göz teması sağlamaya çalışır. dik bakışlarını oturan kişiye odaklar. ve onu kesmeye başlar. eğer isteği sonucu elde edemezse, yaşlı ve ayakta kaldığı için rahatsız olduğunu hissettirmek için çeşitli " uff, ayağım, götüm, bacağım" gibi sızlamalar sergiler. bu da işe yaramazsa kızım sana söylüyorum gelinim sen anla taktiğine geçer. kendi kendine " bu gençlik değişmiş, bozulmuş,  saygı kalmamış, çık çık çık gencecik çocuk oturuyor yaşlı insanlar ayakta"  şeklinde mırıldanır. oturan kişi pes eder ve "teyzeciğim buyrun oturun" der bunun anlamı " ulan 1 saat yol yürüdüm ayaklarım koptu, bi de sırtımda 10 kiloluk çantayla ayağa diktin. allahın belası şey" gibidir. yaşlı teyze de " yok canım kalkmasaydın keşke, ben incektim 2 durak sonra" gibi asıl anlamı " oh be kalktı sonunda" olan nezaket cümleleri kurar ve oturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı teyze ilk amacına ulaşmıştır. bundan sonra çevresindeki oturan erkekleri aynı yöntemleri uygularak kaldırır ve 20-30 yaşındaki kızlara yer vermeye zorlar. sonra çevresindekilerle "ben gençken" muhabbeti çevirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı Teyzenin tek yaptığı oturma planı oluşturmak değildir. çevredeki asayişi de o sağlar. "beyfendi kızcağız sıkıştı orda biraz yol verin ayıp ama, evladım niye böyle şeylerle kafanı şişiriyorsun(mp3 çaları kasteder), aa kimin bu çalan cep telefonu_?bilmiyorlar mı cep telefonunun yasak olduğunu hayret bişey" tarzı cümlelerle yolcuları canından bezdirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bi görevi de şöförle uğraşmaktır. " şöför bey arka kapıyı açmayın akbil uzatmıyorlar öne, çok sıcak oldu klima açın,  böyle araba(!) mı kullanılır dur-kalk-dur-kalk, geç durdunuz durağı geçtiniz(o da en fazla 3 metre geçmiştir daha fazla değil yani)" gibi komutlarla şöförü emeklilik hayalleri kurmaya sevkeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde tekil olarak rahatsızlık veren yaşlı teyze. bazen grup halinde de görülebilirler. genellikle de ağızbirliği yaparlar. bu durumlarda ilk durakta inilip dir başka otobüse binilinmesi tavsiye edilir. pek çok kez 10-15 kişinin sırf yaşlı teyze istilası sonucu aynı anda otobüsten kaçarak indikleri gözlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim durağıma uğramamaları temennisiyle yazıma son veriyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-8904894273773613956?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/8904894273773613956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=8904894273773613956&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8904894273773613956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8904894273773613956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/11/bus-is-under-control.html' title='Bus is under control'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-387558116310554385</id><published>2007-11-28T00:16:00.000+02:00</published><updated>2007-11-28T00:30:41.654+02:00</updated><title type='text'>Yetenek&gt;Çaba _?</title><content type='html'>Gitar kariyerime ara vermemle ve sınav haftasının bitmesiyle kendime yeni bi' uğraş bulma arayışına girdim. Sıkıcı bi' biyoloji dersinde bir cüce çiziktiriverdim. ardın da neden resimle uğraşmayayım dedim. fakat yenetek kıt olunca profilden bi cüce çizmek dışında pek bi ürün veremedim.&lt;br /&gt;YouTube'da izlediğim bi videoda, adam cüce çiziyordu. ben de taklit ederek çizdim. güzel oldu gibime geldi. ardından bazı forumlardan aldığım tavsiyeler doğrultusunda resim kitabı( boyama kitabı gibi geliyor kulağa) almam ve güzel çizimleri tekrar etmem gerektiği sonucunu çıkardım.biraz çalışacağım.&lt;br /&gt;sonu gitar derslerine benzemez umarım.&lt;br /&gt;son olarak da demin uydur- öhöm yani bulduğum sözü paylaşmak istiyorum;&lt;br /&gt;karanlığa bir mum yakacağına gözlerini aç, belki de karanlığı sen yaratıyorsundur.&lt;br /&gt;yok canım nereden çıkardınız "karanlığa küfretmektense , bir mum yak" sözünden esinlendiğimi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-387558116310554385?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/387558116310554385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=387558116310554385&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/387558116310554385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/387558116310554385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/11/yetenekaba.html' title='Yetenek&gt;Çaba _?'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-4317083183491775748</id><published>2007-11-21T22:31:00.000+02:00</published><updated>2007-11-21T22:44:10.459+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>15 gün olmuş son gönderdiğim yazıdan bu yana. Sınav haftasıydı zarttı zurttu derken ihmal ettimişim blogu. Zaten düzenli takip eden yegane kişi de Murat olduğu için sürekli yeni yazı gönderme işini boşladım.&lt;br /&gt;O zaman son 15 günümü özetliyeyim&lt;br /&gt;-Önce pek zaiyat vermeden atlattığım bir sınav haftası yaşadım. Sınavlar genel olarak 4 dolaylarında geldi.&lt;br /&gt;-Deniz bizi petek büfe diye bi yere götürdü ve adına "artizzz" dedikleri ekmek arası amerikan olan bi' şey yedik. Hala nasıl yiyebildiğimi anlamış değilim. Açlık insana neler yaptırıyor.&lt;br /&gt;-Kardelenin üzerine kahve döktüm. Evet çok saçma geliyor insana ama 2 gün boyunca "kardelenin üstüne sen mi kahve döktün_?" sorularıyla boğuştum.&lt;br /&gt;-Ekşi sözlüğe çaylak yazar olarak katıldım. Bi' işime yaramadı ama olsun katılmak gerek.&lt;br /&gt;-Facebook'ta aptal saptal bi' sürü gruba üye oldum. Tanımadığım insanlar tarafından eklendim.&lt;br /&gt;-Son olarak da inek olmaya karar verdim. Günde 3 saat çalışmaya, 22.00da yatmaya, kahvaltı yapmaya(bunun ineklikle alakası yok farkındayım) başladım. Ya ortalamam 5.00 olcak ya da kafayı yiyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet görüldüğü gibi pek de bi' şey olmadı 15 günde. Bundan sonra daha sık yazı yazacağım. Kİmse okumasa da en azından tatmin oluyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-4317083183491775748?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/4317083183491775748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=4317083183491775748&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4317083183491775748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/4317083183491775748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/11/15-gn-olmu-son-gnderdiim-yazdan-bu-yana.html' title=''/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2211373969062425361</id><published>2007-11-06T09:28:00.000+02:00</published><updated>2007-11-06T09:35:44.918+02:00</updated><title type='text'>Ahmet Çakar</title><content type='html'>Dün gece can sıkıntısından kanalları gezerken, "6 pas" diye bi programa rastladım. Bir futbol&amp;amp;komedi programıydı. gece yarısı beni gülmekten bitap düşürdü. ahmet çakarın ota boka itiraz etmesi insanı gülmekten öldürüyor. işte bi dialog;&lt;br /&gt;Ahmet Çakar: Kardeşim sen zıplarken hazır olda mı zıplıyorsun_? kollarını açmıyor musun_?&lt;br /&gt;Gürcen Bilgiç; evet hocam öyle zıplıyorum&lt;br /&gt;AÇ: sen penguenleri bilir misin peki_?&lt;br /&gt;GB: yok bilmem&lt;br /&gt;AÇ: ben belgeseli izledim, anlatayım sana. bunlar böle kollarını açmadan hazır olda suya zıplıyorlar. hop diye balığı alıyorlar. sonra yine kollar kapalı çıkıyorlar.&lt;br /&gt;GB: hocam zaten hayvanın kolu kısacık nasıl açsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AÇ: hakemleri koruyorum ben.&lt;br /&gt;GB: koruma altına aldın yani_?&lt;br /&gt;AÇ: hayır kardeşim nereden çıkarıyorsun. ben onların haklarını koruyorum, onları değil&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2211373969062425361?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2211373969062425361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2211373969062425361&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2211373969062425361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2211373969062425361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/11/ahmet-akar.html' title='Ahmet Çakar'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-8189087589685326857</id><published>2007-11-05T19:37:00.000+02:00</published><updated>2007-11-05T19:48:00.151+02:00</updated><title type='text'>Komedi Dükkanı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_2D6axdIhkeY/Ry9XGcV1J4I/AAAAAAAAAAo/dSd2jQUhB2k/s1600-h/bkomedidukkani.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_2D6axdIhkeY/Ry9XGcV1J4I/AAAAAAAAAAo/dSd2jQUhB2k/s200/bkomedidukkani.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129414268796872578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;komedi dükkanı cuma akşamları 21:15'te &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tv8"&gt;tv8&lt;/a&gt;'de yayınlanan , &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tolga+cevik"&gt;tolga çevik&lt;/a&gt; ve &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=salih+kalyon"&gt;salih kalyon&lt;/a&gt;'un sunduğu skeç-show programı. programın çoğunluğunun doğaçlama olduğunu düşünüyorum. tolga çevik ve salih kalyon yönetmen tarafından verilen komutları yerine getirmeye çalışan 2 oyuncuyu canlandırıyor. yönetmen sürekli emirler veriyor ve bunlar da o emirleri yerine getirmeye çalışırken insanı gülmekten kırıyorlar. özellikle tolga çevikin cevapları ve mimikleri insanı koparıyor. pazar günleri de 5de tekrarı var sanırsam. izlemenizi tavsiye ettiğim yegane televizyon programı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-8189087589685326857?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/8189087589685326857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=8189087589685326857&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8189087589685326857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8189087589685326857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/11/komedi-dkkan.html' title='Komedi Dükkanı'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_2D6axdIhkeY/Ry9XGcV1J4I/AAAAAAAAAAo/dSd2jQUhB2k/s72-c/bkomedidukkani.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7369800585666000324</id><published>2007-11-03T18:01:00.000+02:00</published><updated>2007-11-03T18:14:55.056+02:00</updated><title type='text'>FACEBOOK</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.creativebinge.co.uk/blog/wp-content/uploads/2007/06/oldfacebook_fullsize.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 234px;" src="http://www.creativebinge.co.uk/blog/wp-content/uploads/2007/06/oldfacebook_fullsize.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde bi akım haline geldi Facebook. Peki nedir bu facebook_?&lt;br /&gt;-Facebook; ilk önce Amerikada birkaç üniversiteyi kapsayan, öğrencilerin tanışıp kaynaşmasını sağlayan bir siteydi. Daha sonra büyüye büyüye şimdiki gibi dünya çapına yayıldı.&lt;br /&gt;Peki ne işe yarar bu Facebook_?&lt;br /&gt;-İki kelimeyle özetleyeyim; hiçbir şeye! Önce bir kullanıcı hesabı alırsınız. Msndeki herkesi ekler, ota boka kurulan gruplara katılırsınız.&lt;br /&gt;Ee herkesi ekledim şimdi napıcam_?&lt;br /&gt;-O kadar. Başka birşey yok zaten. İstersen milletin resmine  ya da eklediğin kişilerin arkadaşlarının resimlerine bakıp kotanızı doldurabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değeri milyar dolarları aşan, 40 milyon insanın üyesi olduğu Facebook bu işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7369800585666000324?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7369800585666000324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7369800585666000324&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7369800585666000324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7369800585666000324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/11/facebook.html' title='FACEBOOK'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-8239716214536834926</id><published>2007-11-01T17:41:00.001+02:00</published><updated>2007-11-01T18:10:00.346+02:00</updated><title type='text'>Tüyap Kitap Fuarı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.tuyap.com.tr/webpages/kitap07/images/bg/afis.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.tuyap.com.tr/webpages/kitap07/images/bg/afis.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulların katılımı sayesinde ayakta kalan kitap fuarına biz de gittik. Fuar alanı İstanbul'a son anda eklenmiş bir yerde. Servislerle 1.5 saat gidiş, 2 saat dönüş toplam 3.5 saat yol teptik. Fuarda bütün ilkokulların katılımı sayesinde sıkış-tıkış bi ortam vardı. 3 e giden salak beyinler, kitapların resimlerine bakıp yerine koymak için bütün yayınevlerinin önünde sıra olmuşlardı. Fuar alanı çok büyük olduğu için bize verilen 2 saatlik dilimde sadece 8 salondan 2sini gezebildik. Gerçi 4 tanesinde resim sergisi vardı. Yayınevlerinin yüzde 50lere varan indirimleri insanların okumasa da3er 4er tane kitap almasına neden oldu. Mesela Remzi Kitapevinin standını incelemeniz için yaklaşık 8-9 tane küçük çocuk ezmeniz gerekiyor. Asıl çile kitabı almak için sıraya girdiğimizde başlıyor. Bu sıradan kaçınmak için daha az kalabalık standları tercih ettik.&lt;br /&gt;Bu kadar gezinmenin ardından bir açlık başlıyor insanda.Koskoca fuar alanında yemek yenilebilecek-içinde bağırıp çağıran çocukların bi tabak patates kızartması almak için saatlerce sıra bekledikleri cafe adı verilen yeri saymıyorum- sadece McDonalds vardı.  Tabiki küçük bi Mcdonalds ın bi fuar dolusu insanı ağırlamasını beklemiyoruz. Geriye karnımızı doyurabileceğimiz tek bi yer kalıyar; McDonaldsın hemen yanındaki benzin istayonunun marketi. Orada bile 10 dakika kuyruk bekledik 2 kek bir su için. Dönüşte ise rahatsız koltukların üzerinde uyumaktan beliml tutuldu.&lt;br /&gt;Çekilen sıkıntılar sonucu elime geçen şeyler 16 kitaptan oluşan bir serinin ilk 2 kitabını indirimli almak ve 3-4 çocuğun üstüne basmam sonucunda öğretmelerinden işittiğim azar oldu. Hayatımın en yorucu 2-3 okul gezisinden biri oldu. 1.si de ortaokulda tüyapa kadar gidip içeri alınmayınca geri dönmek olmuştu.&lt;br /&gt;Eğer kitap manyağıyım 8-9 tane alcam yada işim gücüm yok gezmeye yer arıyorum 2 saat yol bana vız gelir diyorsanız  diyorsanız buyrun gidin. Tavsiyem haftaiçi 15.00den sonra gitmeniz yönündedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-8239716214536834926?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/8239716214536834926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=8239716214536834926&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8239716214536834926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/8239716214536834926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/11/tyap-kitap-fuar.html' title='Tüyap Kitap Fuarı'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-2618478829794537457</id><published>2007-10-29T15:33:00.000+02:00</published><updated>2007-10-29T15:39:28.087+02:00</updated><title type='text'>Kardelen Ayşe</title><content type='html'>Kardelen Ayşe reklamındaki kızın adı elif, ama neden Ayşe diye sesleniyorlar_? Bence tamamen reklam şirketinin mallığı. Belki de bütün kardelenlere Ayşe deniyordur. Bunu bilemeyiz. Ayrıca bu kardelen Ayşe/Elif artık her neyse sosyal öğretmeni olmasına rağmen ataması olmadığı için 300 ytl maaşla ingilizce öğretmenliği yapıyor. Kardeleni okutmakla bitmiyor iş. Önce okullar yaptırıp açıkta öğretmen bırakmamaya çalışcaksın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-2618478829794537457?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/2618478829794537457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=2618478829794537457&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2618478829794537457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/2618478829794537457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/10/kardelen-aye.html' title='Kardelen Ayşe'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-998633933475026122</id><published>2007-10-25T22:49:00.001+03:00</published><updated>2007-10-25T22:56:22.714+03:00</updated><title type='text'>Avrupa Yakası</title><content type='html'>İlk sezonunda çok komik olan ama her geçen sezon gerileyen ve Ata Demirer'in ayırlmasıyla dibe vuran dizi, Avrupa Yakası'nın tekrar bölümleri hafta içi her gün atvde yayınlanıyor. Dikkatimi çeken şey ise komik olan ilk sezonları yerine sürekli 4. sezonun tekrarının verilmesi. Sanırım yaz başından beri 7.kez 4. sezonu tekrar vermeye başladılar. Son 3 gündür de sadece aynı bölümü veriyorlar. İnsanları Avrupa Yakasından iyice soğutmaya mı çalışıyorlar diye düşünmeden edemiyorum." Madem aynı bölümler niye izliyorsun_? "  gibi tepkiler gelebilir. Ama artık o kadar abarttılar ki takip etmesem bile farkediliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-998633933475026122?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/998633933475026122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=998633933475026122&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/998633933475026122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/998633933475026122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/10/avrupa-yakas.html' title='Avrupa Yakası'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-6363013752483440814</id><published>2007-10-25T22:43:00.000+03:00</published><updated>2007-10-25T22:48:49.225+03:00</updated><title type='text'>Oyungezer</title><content type='html'>"blog açtın ama boş, o zaman niye açtın_?" gibi tepkilerden ötürü bi kaç bişey yazayım dedim. Çokca bilinen LEVEL dergisi 2007 eylül ayında doğan grubuna satıldı. Bunun üzerine yazarların tümü LEVEL bünyesinden ayrılıp "Oyungezer" adlı yeni bir dergi kurdu. İlk sayısı kasımda çıkacak. LEVEL alan herkesin kasımda Oyungezer almasını tavsiye ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-6363013752483440814?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/6363013752483440814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=6363013752483440814&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6363013752483440814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/6363013752483440814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/10/oyungezer.html' title='Oyungezer'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4356469637902806995.post-7000327682396165770</id><published>2007-10-24T23:01:00.000+03:00</published><updated>2007-10-24T23:11:04.510+03:00</updated><title type='text'>İlk Başlık</title><content type='html'>Bu blogu tamamen can sıkıntısından ve aptal saptal forumlarda gezmekten bıktığım için açtım. Burada günün anlam ve önemini anlatan yazılar ve başımdan geçen ilginç olayları bulacaksınız. Sanıyorum ki kimsenin ilgisini çekmeyecek ve pek az ziyaretçim olacak. Olsun kendi kendime konuşabiliyorsam, kendi kendime de yazabilirim. Evet farkettim çok boş bi açılış yaptım ama gerisi iyi olur herhalde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4356469637902806995-7000327682396165770?l=duraq.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://duraq.blogspot.com/feeds/7000327682396165770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4356469637902806995&amp;postID=7000327682396165770&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7000327682396165770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4356469637902806995/posts/default/7000327682396165770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://duraq.blogspot.com/2007/10/ilk-balk.html' title='İlk Başlık'/><author><name>The Prestige</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05890746505216072997</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry></feed>
